Bir varmış, bir yokmuş. Geniş bir derenin kıyısında, yolları papatyalarla çevrili bir orman varmış. Bu ormanda her bahar bir günlük kral seçilirmiş. Seçilen hayvan, arkadaşlarının ihtiyaçlarını dinler, ortak işleri düzenlermiş. O yıl sıra küçük sincaba gelmiş. Başına yapraklardan örülmüş bir taç takılınca sincabın kuyruğu sevinçle kabarmış.
Sincap, yüksek bir kütüğün üzerine çıkıp ormana bakmış. Ağaçların arasında kıvrılan toprak yollar ona pek sıkıcı görünmüş. Oysa kendisi bir taştan ötekine atlamaya bayılırmış. “Yollarımıza zıplama taşları koyalım!” demiş. “Böylece bir yere giderken oyun da oynarız.” Aklındaki düşünceyi öyle sevmiş ki başka bir öneri olup olmadığını sormayı unutmuş.
Sabah boyunca kunduzla birlikte yuvarlak taşlar taşımışlar. Sincap, taşların nereye konulacağını bir bir göstermiş. Önce çeşmeye giden yol, sonra çayıra uzanan patika taşlarla dolmuş. İş bittiğinde sincap hemen denemiş. Hoplamış, zıplamış, kuyruğunu savurmuş. “Ne güzel oldu!” diye seslenmiş. “Keşke bunu daha önce düşünseydim.”
Tam o sırada kaplumbağa çeşmeye gitmek için yola çıkmış. İlk taşın önünde durmuş, sonra yanından geçmeye çalışmış. Fakat taşların arasında ona yetecek kadar yer yokmuş. Biraz ileride kirpinin elma arabası da takılmış. Kirpi arabayı çekmiş, itmiş ama tekerlekler iki taşın arasından kurtulamamış.

Sincap yanlarına koşmuş. “Taşların üzerinden atlasanız ya!” demiş. Kaplumbağa başını kaldırmış. “Ben senin gibi zıplayamam. Çeşmeye rahatça yürümek istiyorum.” diye cevap vermiş. Kirpi de arabasını göstermiş. “Ben de elmaları eve götürmek istiyorum. Bu yolda arabam ilerlemiyor.” Sincap, az önce sevinçle geçtiği taşlara bu kez sessizce bakmış.
Önce taşları biraz yaklaştırmayı düşünmüş. Sonra kaplumbağanın kısa bacaklarını, arabanın küçük tekerleklerini görmüş. “Yolları yaparken yalnızca kendi sevdiğim oyunu düşündüm.” demiş. Tacını düzeltip arkadaşlarına dönmüş. “Sizin için nasıl bir yol yapmalıyız?” Kaplumbağa, “Düz olsun.” demiş. Kirpi de eklemiş. “Arabaların geçebileceği kadar geniş olsun.”
Sincap öteki hayvanları da büyük meşenin altına çağırmış. Bu kez kütüğe çıkmamış; arkadaşlarının yanına oturmuş. Her birini sırayla dinlemiş. Tavşan, virajlarda önünü görebilmek istediğini söylemiş. Kunduz ise taşların yol kenarına gelişigüzel bırakılmaması gerektiğini hatırlatmış. Sincap, bir yaprak üzerine ince bir dal parçasıyla yeni yolun şeklini çizmiş.

“Peki, zıplama taşları ne olacak?” diye sormuş tavşan. Sincabın kulakları biraz düşmüş. Oyununu seviyormuş ama yolları yeniden kapatmak da istemiyormuş. Kaplumbağa çayırın boş bir köşesini göstermiş. “Oraya küçük bir oyun alanı yapabiliriz.” demiş. Sincap gülümsemiş. “Böylece isteyen oynar, isteyen yoluna devam eder!”
Hep birlikte işe koyulmuşlar. Sincap küçük taşları taşımış, kunduz büyüklerini yuvarlamış. Kirpi boşalan yoldaki çakılları toplamış. Kaplumbağa da açılan yolda yürüyerek dar kalan yerleri göstermiş. Taşların bir bölümü çayırdaki oyun alanına dizilmiş. Geri kalanlar, geçişi engellemeyen bir köşeye düzgünce yerleştirilmiş.
Akşama doğru kirpinin elma arabası yoldan kolayca geçmiş. Kaplumbağa çeşmeye varıp suyunu içmiş. Sincap ise oyun alanında birkaç kez zıpladıktan sonra arkadaşlarının yanına dönmüş. “Başka düzeltmemiz gereken bir yer var mı?” diye sormuş. Birlikte son kez yolları dolaşmışlar. Bu kez herkes gitmek istediği yere rahatça ulaşabilmiş.

Güneş batarken sincabın bir günlük krallığı sona ermiş. Yaprak tacını çıkarıp meşenin kovuğuna bırakmış. Ertesi sabah yeni bir oyun düşününce hemen taş toplamaya koşmamış. Önce arkadaşlarına dönmüş. “Aklımda bir fikir var. Siz ne dersiniz?” diye sormuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri dinlemeyi öğrenen sincaba, biri düşüncelerini paylaşan arkadaşlarına, biri de birlikte güzel çözümler bulan bütün çocuklara.





