Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, portakal ağaçlarının gölgesinde minik bir fil yaşarmış. Her sabah yüzünü yıkar, dişlerini fırçalar, sonra bahçedeki arkadaşlarına katılırmış. Fırçalama sırasında hortumunu bir o yana bir bu yana sallamayı pek severmiş. Musluğuysa işini bitirene kadar açık bırakırmış.
Bir sabah yine lavabonun önüne geçmiş. Fırçasını hazırlamış, musluğu açmış. Dişlerini fırçalarken aynadaki köpüklü ağzını görünce gülmüş. Akan suyun sesine kendi kendine bir şarkı uydurmuş. Tam ikinci kıtaya başlayacakken annesi kapıda belirmiş. “Fırçalarken suya ihtiyacın var mı?” diye sormuş. Minik fil, elindeki fırçaya bakmış. “Şu anda yok. Ama birazdan olacak.” demiş.

Annesi yanına gelip musluğu kapatmış. Şarkının altındaki şırıltı birden susmuş. “Gerektiğinde yeniden açabiliriz.” demiş. Minik fil şaşırmış. Akan suyun nereye gittiğini hiç düşünmemiş. Lavabonun dibindeki deliğe eğilip bakmış. “Hepsi buradan mı gidiyor?” diye sormuş. Annesi başını sallamış. “Evet. Kullanmadığımız su da akıp gidiyor.” diye anlatmış.
Minik fil fırçalamayı bitirince musluğu yeniden açmış. İşini tamamlayıp kapattığında banyoda yalnızca kuşların sesi kalmış. “Peki, su hiç bitmez mi?” diye sormuş. Annesi pencerenin dışındaki ağaçları göstermiş. “Suya hepimizin ihtiyacı var. İçmek, temizlenmek, bitkileri büyütmek için kullanıyoruz. Bu yüzden ihtiyacımız kadarını kullanmak, kalanını boşa akıtmamak önemli.” demiş.
Minik fil bahçeye çıktığında tavşanla kirpi, küçük saksılara çiçek dikiyormuş. Yanlarına oturup toprağı düzeltmelerine yardım etmiş. Tavşan sulama kabını getirmiş, kirpi de saksıları sıraya dizmiş. Minik fil suyun toprağa yavaşça karışmasını izlemiş. Banyoda lavaboya akan suyu hatırlamış. Burada suyun bir işi varmış: Yeni dikilen çiçeklerin toprağını nemlendiriyormuş.

“Ben dişlerimi fırçalarken musluğu açık bırakıyordum.” diye anlatmış. Kirpi başını kaldırmış. “Ben de bazen kapattığımı sanıp unutuyorum.” demiş. Tavşan, “Benim lavabonun yanında küçük bir bardağım var. Onu görünce musluğu kapatmayı hatırlıyorum.” diye eklemiş. Minik fil bu fikri sevmiş. Bir şeyi öğrenince hemen kusursuz yapmak gerekmiyormuş; hatırlamanın da yolları varmış.
Eve dönünce annesiyle kendisine sarı bir bardak seçmişler. Minik fil onu lavabonun kenarına yerleştirmiş. Ardından bir kâğıda musluk resmi çizmiş. Musluğun altına da kocaman bir su damlası kondurmuş. Annesi resmi duvara asmasına yardım etmiş. “Bu damla bana neyi hatırlatacak?” diye sormuş minik fil. Sonra kendi sorusunu cevaplamış. “Su gerekmiyorsa musluğu kapatmayı!”
Akşam dişlerini fırçalamaya başladığında eski alışkanlığıyla musluğu açık bırakmış. Fakat sarı bardağı görünce durmuş. Elini uzatıp musluğu kapatmış. Annesi kapıdan bakarken minik fil gülümsemiş. “Bu kez kendim hatırladım.” demiş. Fırçasını ağzına götürüp sabahki şarkısını mırıldanmış. Şırıltı olmadan da şarkı söylenebiliyormuş. Üstelik sözlerini şimdi daha iyi duyuyormuş.

Sonraki günlerde bazen resme bakmış, bazen sarı bardağı görünce hatırlamış. Suyu kullanması gerektiğinde musluğu açmış, işi bitince kapatmış. Bir sabah kapattıktan sonra hâlâ damla düştüğünü fark etmiş. Musluğu zorlamak yerine annesine haber vermiş. Annesi kontrol edip tamir edilmesini sağlamış. Minik fil, dikkat etmenin yalnızca hatırlamak değil, fark ettiğini söylemek de olduğunu öğrenmiş.
Bahçedeki çiçekler büyürken minik filin yeni alışkanlığı da güçlenmiş. Artık dişlerini fırçaladığı sırada musluk sessizce bekliyormuş. Minik filse köpüklü gülüşünü aynada seyredip şarkısını söylüyormuş. O akşam yatağına uzandığında sarı bardağını düşünmüş. Küçücük bir hatırlatıcı, her gün yaptığı işi değiştirmesine yardım etmiş. Gözlerini kapatmış; rüyasında rengârenk çiçeklerle dolu bir bahçede dolaşmış.
Gökten üç elma düşmüş: Biri suyu özenle kullanan minik file, biri güzel alışkanlıkları sabırla büyütenlere, biri de bu masalı dinleyen çocuklara.





