Yeşil Vadi Çiftliği’nin en gösterişli horozu Ferdi, kırmızı ibiğiyle, altın sarısı tüyleriyle çiftliğin gurur kaynağıydı. Ne var ki Ferdi’nin bir kusuru vardı: Dünyanın en tembel uyuyanıydı. Güneş doğduğunda o hâlâ derin uykudaydı, tavuk kümesinin en yumuşak samanının üzerinde horlayarak yatardı. Oysa bir horozun görevi bellidir, sabahın ilk ışığıyla ötüp bütün çiftliği uyandırmaktır. Ferdi ise bu görevi hep unutur, “Beş dakika daha.” diyerek başını kanadının altına gömerdi.
Bu durum çiftlikte büyük bir kargaşaya yol açıyordu. İnek Sarıkız sağılma saatini kaçırıyor, tavuklar yumurtlama zamanını şaşırıyor, köpek Karabaş sürüyü otlağa götürmesi gerekirken bahçede amaçsızca dolanıp duruyordu. Çiftçi Mehmet Amca ise her sabah telaşla uyanıyor, saatine bakıp “Aman Allah’ım, yine geç kaldık!” diye bağırarak ahıra koşuyordu.
Bir sabah işler iyice çığırından çıktı. Güneş tepeye yükselmiş, kahvaltı vakti geçmiş, hatta öğle olmak üzereydi ama Ferdi hâlâ uyuyordu. Domuz Pamuk çamurunda oturmuş, sabırsızlıkla ayaklarını yere vuruyordu. “Böyle giderse akşam yemeğini bile kaçıracağız!” diye söylendi. Keçi Tosun ise boynuzlarını sallayarak, “Bu horoza bir ders vermek lazım.” dedi.
O sırada çiftliğin en akıllı hayvanı sayılan yaşlı baykuş Bilge, ahırın çatısından olup biteni izliyordu. Baykuş gece kuşu olduğu için gündüzleri pek konuşmazdı ama bu sefer dayanamadı ve aşağı süzülerek, “Bu işin bir çözümü olmalı.” diye söze girdi. Hayvanlar hemen baykuşun etrafında toplandı, çünkü onun akıllı fikirlerine güvenirlerdi.
Baykuş gözlerini kısarak düşündü, sonra kanatlarını çırparak, “Ferdi’nin uyuyamamasının bir sebebi olmalı. Belki de gece boyunca rahat uyuyamıyordur.” dedi. Bu söz üzerine küçük fare Fındık, meraklı gözlerle kümese doğru koştu ve gece boyunca Ferdi’yi gözetlemeye karar verdi. Akşam olduğunda bütün hayvanlar meraktan uyumadı, kümesin çevresinde sessizce beklediler.
Gece yarısı olduğunda gerçek ortaya çıktı. Kümesin çatısındaki eski bir tahta gıcırdıyor, her rüzgârda “Gıcırt, gıcırt!” diye ses çıkarıyordu. Bu ses Ferdi’yi sürekli uyandırıyor, o da tekrar uykuya dalmak için sabaha kadar dönüp duruyordu. Fındık heyecanla arkadaşlarının yanına koştu ve “Buldum, buldum! Sorun çatıdaki gıcırtılı tahtaymış!” diye bağırdı.
Bunu duyan marangoz eşek hemen kollarını sıvadı. “Bu iş bende, bir çekiç ve birkaç çiviyle hallederim.” dedi ve sabaha kadar çalışarak çatıyı onardı. Tavşan Elma ise Ferdi’ye yumuşacık bir yastık hazırladı, çünkü “Rahat uyumayan, rahat uyanamaz.” diyordu kendi kendine. Böylece kümes hem sessiz hem de son derece rahat hâle geldi.
Ertesi sabah bütün çiftlik heyecanla bekliyordu. Güneş ufukta belirdiğinde herkes nefesini tuttu. Ferdi gözlerini araladı, gerinerek etrafına bakındı ve birden fark etti ki gece boyunca hiç uyanmamıştı! Şaşkınlıkla ayağa fırladı, göğsünü kabarttı ve tüm gücüyle “Ü-ü-ürü-ü-ü!” diye öttü. Sesi öyle gür çıktı ki çiftliğin öbür ucundaki değirmenin camları bile titredi.

O sabah her şey yolunda gitti. Sarıkız zamanında sağıldı, tavuklar keyifle yumurtladı, Karabaş sürüyü vaktinde otlağa götürdü. Mehmet Amca ise ilk kez sakin sakin kahvaltısını yaptı ve gülümseyerek, “Bugün nasıl da güzel bir sabah!” dedi.
Ferdi de artık her sabah gururla ötüyor, kendisine yardım eden dostlarına minnetle bakıyordu. Akşamları baykuş Bilge’ye teşekkür ederken, “Bir sorunu çözmek için bazen sadece sebebini bulmak yeterliymiş.” diyerek gülümsüyordu. Ondan sonra Yeşil Vadi Çiftliği’nde sabahlar hep neşeyle, horozun gür sesiyle başladı. Ve bütün hayvanlar bir dahaki sefere bir dert baş gösterdiğinde, birlik olup birbirlerine yardım etmenin en güzel çözüm olduğunu asla unutmadılar.





