Bir varmış, bir yokmuş. Okaliptüs ağaçlarının gölgelediği küçük bir evde yavru bir koala yaşarmış. Bir sabah annesiyle ilk uçurtmasını hazırlamış. Uçurtmanın dört parçası dönüşümlü olarak turuncu ve lacivert renklere boyanmış. Kuyruğuna iki sarı fiyonk bağlamışlar. Yavru koala onu pencerenin önünde tutmuş. Gökyüzünde nasıl görüneceğini düşününce içi kıpır kıpır olmuş.
Öğleden sonra annesiyle geniş çayıra gitmişler. Annesi, yollardan ve elektrik tellerinden uzaktaki açık alanı seçmiş. Tavşan da onları görünce yanlarına gelmiş. Yavru koala uçurtmasını göstermiş. “Bugün bulutlara bir renk daha ekleyeceğim!” demiş. Tavşan hayranlıkla bakmış. Annesi ipin makarasını yavrusuna vermiş, uçurtmayı da hafifçe yukarı kaldırmış. Yavru koala birkaç adım uzaklaşmış.
“Hazırım!” diye seslenmiş. Annesi uçurtmayı bırakmış. Yavru koala heyecanla ilerlemiş ama uçurtma biraz yükselip çimenlere konmuş. Koala dönüp bakmış. “Daha yeni başlamıştık.” demiş. Annesi yanına gelmiş. “Evet. Şimdi ne olduğunu birlikte inceleyebiliriz.” diye karşılık vermiş. Tavşan uçurtmayı yerden kaldırmış. Kuyruğundaki fiyonklar birbirine dolanmış, ince şerit kendi üzerine kıvrılmış.

Yavru koala kuyruğu bir çekişte düzeltmek istemiş. Fakat fiyonklar daha sıkı dolanmış. Patisini geri çekip durmuş. Annesi yanına çömelmiş. “Biraz gevşetip sırayla açmayı deneyelim mi?” diye sormuş. Tavşan uçurtmayı tutarken yavru koala fiyonklardan birini yavaşça çevirmiş. Sonra öbürünü kurtarmış. Kuyruk yeniden dümdüz uzanmış. Koala, acele etmeden bakınca düğümün yolunu bulabilmiş.

İkinci denemede uçurtma yine kısa bir süre yükselmiş. Sonra yana yatıp yavaşça inmiş. Yavru koala makarasına bakmış. “Ben bunu hiç uçuramayacak mıyım?” diye sormuş. Annesi onun yanında durmuş. “Uçurtmanın yükselmesi yalnızca bize bağlı değil. Rüzgâra da ihtiyacı var.” demiş. Koala çayıra bakmış. Otların uçları neredeyse hiç kıpırdamıyormuş. Rüzgârı duymak için bir süre sessizce beklemişler.
Bir süre gölgede oturup su içmişler. Yavru koalanın canı biraz sıkılmış. Tavşan, uçurtmanın fiyonklarından birini burnunun önünde tutmuş. “Bana sarı bıyık yakıştı mı?” diye sormuş. Yavru koala gülmüş. Fiyonku yerine yerleştirirken uçurtmasını yeniden incelemiş. Renkleri hâlâ çok güzelmiş. Henüz yükseğe çıkmamış olması, onu yaparken duyduğu sevinci silmemiş.
Az sonra serin bir esinti yanaklarına değmiş. Tavşanın kulakları hafifçe sallanmış, çimenler aynı yöne eğilmiş. Yavru koala hemen ayağa kalkmış. “Rüzgâr geldi!” demiş. Annesiyle yeniden açık alana yürümüşler. Bu kez acele etmemişler. Annesi uçurtmayı kaldırmış, yavru koala da rüzgârı sırtına alıp makarasını tutmuş. Tavşan, kuyruğun yere dolanmadığını kontrol etmiş.
Annesi uçurtmayı bırakınca renkli kanatlar havaya yükselmiş. Yavru koala ipi birden salmak yerine azar azar bırakmış. Uçurtma sallanmış ama düşmemiş. Koala makarasını iki patisiyle tutup başını kaldırmış. Turuncu ve lacivert renkler şimdi gökyüzündeymiş. “Bakın, uçuyor!” diye sevinçle seslenmiş. Tavşan zıplamış, annesi gülümsemiş. İki sarı fiyonk havada dans ediyormuş.

Biraz sonra rüzgâr hafiflemiş. Uçurtma aşağı süzülmeye başlayınca yavru koala önce telaşlanmış, sonra annesine bakmış. Birlikte ipi yavaşça toplamışlar. Uçurtma çimenlere yumuşakça konmuş. Yavru koala onu kucağına almış. Artık yere indiğinde her şeyin bozulmadığını biliyormuş. Rüzgâr yeniden eserse yine deneyebilirmiş. O günün en güzel anını anlatmak için tavşana dönmüş.
Eve giderken uçurtmayı annesi taşımış, yavru koala da makarayı toplamış. Akşam renkli uçurtmasını duvara asmışlar. Koala iki sarı fiyonku düzeltip yatağına girmiş. İlk denemesini, çözdüğü düğümü ve havadaki renkleri düşünmüş. Sabır bazen beklemek, bazen dikkatle bakmak, bazen de yeniden denemekmiş. Gözlerini kapatınca gökyüzündeki renkler rüyasına kadar uzanmış.
Gökten üç elma düşmüş: Biri ilk uçurtmasını sevinçle uçuran yavru koalaya, biri beklerken arkadaşına neşe katanlara, biri de bu masalı dinleyen çocuklara.





