Bir varmış, bir yokmuş. Uzak ülkelerin birinde, yemyeşil tepelerin arasında kurulmuş güzel bir krallık varmış. Bu krallığın sarayı, rengârenk çiçeklerle dolu büyük bir bahçenin ortasındaymış. Sarayda Elif adında genç bir prenses yaşarmış. Prenses Elif güler yüzlü, yardımsever ve ince düşünceli biriymiş. Başkalarını mutlu etmeyi çok severmiş. Fakat onun küçük bir sorunu varmış: Kimseye “hayır” diyemezmiş.
Bir sabah Elif, odasının penceresini açmış. Güneş gökyüzünde parlıyor, kuşlar neşeyle ötüyormuş. Prenses o gün bahçeye çıkıp yeni aldığı kitabı okumak istemiş. Tam hazırlanırken sarayın aşçısı kapısını çalmış. “Prensesim, mutfaktaki elmaların sayılmasına yardım eder misiniz?” diye sormuş. Elif aslında kitabını okumak istiyormuş ama aşçıyı üzmekten çekinmiş. “Elbette yardım ederim.” demiş.
Elmalar sayıldıktan sonra Elif yeniden bahçeye gitmek üzereymiş ki bu kez terzi gelmiş. “Prensesim, yeni perdeler için hangi kumaşı seçmem gerektiğine karar veremiyorum. Benimle gelir misiniz?” diye sormuş. Elif derin bir nefes almış. Kitabı hâlâ elindeymiş. Yine de “Tabii ki gelirim.” demiş.
Terzinin işi bittiğinde öğle olmuş. Elif artık biraz dinlenmek istemiş. Fakat sarayın bahçıvanı onu görünce hemen yanına koşmuş. “Prensesim, gülleri hangi sırayla dikmeliyiz? Bize yardım eder misiniz?” diye sormuş. Elif’in ayakları yorulmuş, karnı acıkmış. Yine de bahçıvanın üzülmesini istememiş. “Peki, yardım ederim.” demiş.
O gün böyle devam etmiş. Muhafızlar fikir sormuş, hizmetçiler yardım istemiş, saray görevlileri küçük büyük her iş için Elif’in yanına gelmiş. Prenses kimseyi geri çevirmemiş. Akşam olduğunda ise o kadar yorulmuş ki odasına güçlükle yürümüş. Bütün gün başkalarının istediğini yapmış ama kendi istediği hiçbir şeyi yapamamış.
Ertesi sabah Elif, sarayın en yaşlı ve bilge kişisi olan büyükannesinin yanına gitmiş. Büyükannesi onu görünce hemen bir şeylerin ters gittiğini anlamış. “Neden üzgünsün, güzel kızım?” diye sormuş. Elif başını eğmiş. “Herkese yardım etmek istiyorum ama çok yoruluyorum. Bazen bir şey yapmak istemiyorum. Yine de hayır dersem insanların beni sevmeyeceğinden korkuyorum.” demiş.
Büyükannesi gülümsemiş ve Elif’in elini tutmuş. “Yardım etmek çok güzel bir davranıştır. Ama her isteğe evet demek zorunda değilsin. Senin zamanın, gücün ve isteklerin de değerlidir. Hayır demek kötü olmak değildir.” demiş. Elif şaşırmış. “Peki, hayır dersem kimse üzülmez mi?” diye sormuş. Büyükannesi, “Bazen insanlar istedikleri olmayınca biraz üzülebilir. Ama gerçek dostluk ve sevgi, her şeye evet demek üzerine kurulmaz. Üstelik hayır derken nazik olabilirsin.” diye cevap vermiş.
O gün Elif bunu denemeye karar vermiş. Önce sarayın müzisyeni yanına gelmiş. “Prensesim, yeni şarkımı dinleyip bana fikir verir misiniz?” diye sormuş. Elif o sırada kahvaltısını yapıyormuş. Bir an eski alışkanlığıyla hemen evet demek istemiş. Sonra büyükannesinin sözlerini hatırlamış. “Şimdi kahvaltımı bitirmek istiyorum. Öğleden sonra seni dinleyebilirim.” demiş.
Müzisyen gülümsemiş. “Elbette prensesim. Öğleden sonra görüşürüz.” demiş. Elif çok şaşırmış. Kimse kızmamıştı.
Bir süre sonra bahçıvan gelmiş. “Prensesim, bugün bütün çiçekleri birlikte sulayalım mı?” diye sormuş. Elif o gün kitabını okumak istiyormuş. “Bugün sana yardım edemeyeceğim. Biraz dinlenmek ve kitabımı okumak istiyorum.” demiş. Bahçıvan başını sallamış. “Peki prensesim. Ben hallederim.” demiş.
Elif’in içi biraz hafiflemiş. İlk kez kendi isteğini söylemek ona çok iyi gelmiş. Öğleden sonra bahçeye çıkmış, en sevdiği ağacın altına oturmuş ve kitabını açmış. Kuş seslerini dinleyerek uzun uzun okumuş. O sırada arkadaşı Prens Arda saraya gelmiş. “Elif, hadi gölün kenarında yarış yapalım!” demiş. Elif koşmak istemiyormuş. “Bugün yarışmak istemiyorum. İstersen biraz sonra birlikte yürüyüş yapabiliriz.” demiş. Arda omuzlarını silkip gülümsemiş. “Olur. Yürüyüş de güzel.” demiş.
Günler geçtikçe Elif hayır demeyi daha iyi öğrenmiş. Bazen “Şimdi yapamam.” diyormuş. Bazen “Bunu yapmak istemiyorum.” diyormuş. Bazen de “Bugün dinlenmeye ihtiyacım var.” diyormuş. Saraydakiler de zamanla her iş için prensese koşmamayı öğrenmişler. Kendi yapabilecekleri işleri kendileri yapmaya başlamışlar.
Elif yine yardımsevermiş. İhtiyacı olanlara yardım ediyor, arkadaşlarını dinliyor ve saraydaki işlere katılıyormuş. Ama artık ne zaman yardım edeceğine kendisi karar veriyormuş. Bu sayede hem daha az yoruluyor hem de yaptığı yardımlardan daha çok mutluluk duyuyormuş.

Bir akşam büyükannesi Elif’i bahçede kitabını okurken görmüş. “Sanırım küçük bir kelimenin büyük gücünü keşfettin.” demiş. Elif gülümsemiş. “Evet büyükanne. Hayır demek kötü kalpli olmak değilmiş. Bazen kendime de iyi davranmam gerekiyormuş.” demiş.
O günden sonra ülkede Prenses Elif’in iyiliği kadar, kendi sınırlarını korumayı bilmesi de konuşulur olmuş. Saraydaki çocuklara da şu öğüt verilmiş: İnsan başkalarına yardım etmeli ama kendi sesini de dinlemeli. Çünkü nazikçe söylenen bir “hayır”, bazen hem insanın kendisini hem de dostluklarını koruyan en doğru söz olabilirmiş.
Gökten üç elma düşmüş. Biri kendi sınırlarını koruyanların, biri başkalarının sınırlarına saygı duyanların, biri de gerektiğinde nazikçe “hayır” diyebilenlerin başına.





