Bir zamanlar, yemyeşil ormanlarla çevrili, rengârenk çiçeklerin hiç solmadığı güzel bir krallıkta Umay adında iyi kalpli bir prenses yaşarmış. Umay, gösterişli elbiseler giymekten ya da sarayın büyük salonlarında vakit geçirmekten çok, doğayla iç içe olmayı severmiş. Sabah olur olmaz kuşların cıvıltısını dinler, kelebeklerin peşinden koşar, çiçeklere su verir ve bahçıvan dedesiyle yeni fideler dikermiş. Krallıktaki herkes onun nazik, yardımsever ve güler yüzlü oluşunu çok severmiş.
Sarayın hemen arkasında, yüksek taş duvarlarla çevrili gizemli bir bahçe varmış. Bu bahçeye “Sihirli Bahçe” denirmiş. Rivayete göre burada konuşan çiçekler, ışık saçan ağaçlar ve dilekleri dinleyen minik peri tohumları yaşarmış. Ancak bahçenin kapısı yıllardır açılmazmış. Büyükler, “Zamanı gelince gerçek sahibi kapıyı açacaktır.” derlermiş.
Bir sabah Umay, bahçenin önünden geçerken duvarların ardından çok ince bir ses duymuş. “Lütfen bize yardım et.” diye fısıldıyormuş birileri. Umay şaşkınlıkla etrafına bakınmış ama kimseyi görememiş. Merakına yenik düşerek eski demir kapıya yaklaşmış. Tam elini kapının paslı tokmağına uzattığı anda kapı, yavaşça gıcırdayarak açılmış.
Bahçeye adımını attığında gözlerine inanamamış. Ağaçların yaprakları gökkuşağı renklerinde parlıyor, çiçekler hafifçe sallanarak birbirleriyle sohbet ediyor, minik kelebekler altın tozları saçarak havada dans ediyormuş. Tam o sırada mor yapraklı bir lale eğilerek, “Hoş geldin Prenses Umay. Seni uzun zamandır bekliyorduk.” demiş.
Umay şaşkınlıkla, “Gerçekten konuşabiliyor musunuz?” diye sormuş.
“Pek tabii.” demiş yaşlı papatya gülümseyerek. “Ama sihirimiz yavaş yavaş tükeniyor. Bahçemizin kalbindeki Işık Çiçeği solmaya başladı. Eğer onu gün batmadan önce yeniden canlandıramazsak bütün bahçe sessizliğe bürünecek.”
Umay hiç düşünmeden, “Elimden geleni yaparım.” demiş.
Yaşlı papatya, altın renkli küçük bir yaprak uzatmış. “Bu yaprak seni doğru yola götürecek. Ancak yol boyunca cesaretini, sabrını ve iyiliğini göstermen gerekecek.”
Altın yaprak hafifçe havalanmış ve Umay peşinden yürümeye başlamış. Bir süre sonra önüne köpük gibi beyaz bir dere çıkmış. Derenin üzerinde köprü yokmuş. Karşı kıyıda oturan minik bir kurbağa üzgün görünüyormuş.
“Karşıya geçmek istiyorum ama su çok yükseldi.” demiş kurbağa.
Umay önce kendi görevini düşünmüş. Sonra gülümseyerek çevredeki iri yaprakları ve dalları toplamış. Biraz uğraştıktan sonra küçük ama sağlam bir köprü yapmış. Kurbağa sevinçle zıplayarak karşıya geçmiş.
“Teşekkür ederim.” demiş. “İyilik yaptığın için sana bunu vermek istiyorum.” Küçük kurbağa, parlayan mavi bir su damlası uzatmış. Damla avucuna düşünce kristal gibi parlamış.
Yoluna devam eden Umay, bu kez dikenli çalıların arasında kanadı sıkışmış minik bir kelebek görmüş. Kelebek korkuyla çırpınıyormuş.
“Lütfen beni kurtar.” diye seslenmiş.
Umay dikkatlice dikenleri aralamış, kelebeğin kanadını incitmeden onu özgürlüğüne kavuşturmuş.
Kelebek mutlulukla havalanmış. “İyiliğin karşılıksız kalmaz.” diyerek Umay’ın omzuna altın renkli bir toz serpmiş. O anda prenses kendini daha cesur ve güçlü hissetmiş.
Bahçenin derinliklerine ilerledikçe hava kararmaya başlamış. Sonunda devasa bir ağacın altında solgun yapraklı Işık Çiçeği’ni görmüş. Eskiden güneş gibi parladığı belli olan çiçek artık neredeyse tamamen kapanmıştı.
Tam o sırada gölgelerin arasından gri renkli bir sis yükselmiş. Sisin içinden soğuk bir ses duyulmuş. “Bu bahçe unutulmalı. Çiçekler sessiz kalmalı.”
Umay korkmuş ama geri adım atmamış. “Hayır.” demiş kararlılıkla. “İyilik, umut ve sevgi hiçbir zaman kaybolmaz.”
Sis gittikçe büyümüş. O anda cebindeki altın yaprak ışıldamış, kurbağanın verdiği mavi damla havalanmış ve kelebeğin altın tozları etrafında dönmeye başlamış. Üçü birleşince gökyüzünden rengârenk bir ışık huzmesi inmiş.
Işık Çiçeği yavaşça açılmaya başlamış. Önce tek bir yaprağı parlamış, ardından bütün çiçek altın ışıklarla çevreyi aydınlatmış. Bahçedeki tüm çiçekler aynı anda neşeyle şarkı söylemeye başlamış. Ağaçların dalları dans etmiş, kuşlar melodilere eşlik etmiş, kelebekler gökyüzünü rengârenk desenlerle süslemiş.
Gri sis ise güneş ışığında eriyen kar gibi yavaşça yok olmuş.
Yaşlı papatya gülümseyerek Umay’ın yanına gelmiş. “Sihirli Bahçe’yi büyü değil, senin iyiliğin kurtardı.” demiş. “Gerçek sihir, başkalarına yardım eden temiz kalplerde yaşar.”
Tam o anda bahçenin ortasında kristal yapraklardan oluşan zarif bir taç belirmiş. Umay tacı başına takınca bahçedeki bütün çiçekler aynı anda eğilmiş. Artık o, Sihirli Bahçe’nin koruyucusu olmuştu.

O günden sonra Umay, ne zaman vakit bulsa bahçeyi ziyaret etmiş. Çocukları da yanına alarak onlara çiçek dikmeyi, ağaçları korumayı ve doğayı sevmeyi öğretmiş. Bahçeye gelen herkes, burada yalnızca rengârenk çiçekler değil; dostluk, paylaşma ve umut da yetiştiğini fark etmiş.
İşte bu yüzden krallıkta uzun yıllar boyunca bir söz dilden dile dolaşmış: “Bir bahçeyi güzelleştiren en değerli çiçek, sevgiyle atan bir kalptir.” Ve Prenses Umay, iyilik tohumları ektikçe hem sihirli bahçe hem de insanların kalpleri her geçen gün biraz daha güzelleşmiş. Böylece herkes mutlu, huzurlu ve umut dolu bir yaşam sürmüş. Masal da burada mutlu sonla bitmiş.
Daha fazla prenses masalı okumak için hemen tıklayın: Prenses Masalları





