Keloğlan, küçük bir köyde annesiyle birlikte yaşayan iyi kalpli bir delikanlıydı. Saçı olmadığı için herkes ona Keloğlan derdi ama o bu duruma hiç üzülmezdi. Her sabah erkenden kalkar, annesine yardım eder ve köydeki işlere koştururdu. Annesi ona sık sık “İyilik yapan, iyilik bulur.” derdi. Keloğlan da bu sözü hiç aklından çıkarmazdı.
Bir gün köyün meydanında tellal yüksek sesle bir haber duyurdu. Padişahın güzel kızı hastalanmış ve derdine çare bulana büyük bir ödül verilecekti. Keloğlan bunu duyunca annesine dönüp “Anne, ben saraya gidip şansımı denemek istiyorum!” dedi. Annesi biraz endişelendi ama oğlunun iyi niyetine güvenerek “Git oğlum, ama kalbinden iyiliği eksik etme.” diye cevap verdi. Keloğlan azığını alıp yola koyuldu.
Yolda yürürken yaşlı bir dervişle karşılaştı. Derviş, yorgun görünüyordu ve elindeki testiyi taşımakta zorlanıyordu. Keloğlan hemen yardım edip “Dede, testini ben taşıyayım.” dedi. Derviş gülümsedi ve “Evladım, iyiliğin karşılıksız kalmaz.” diye karşılık verdi. Ayrılırken derviş ona küçük bir kese verdi ve “Zor anında açarsın.” dedi.
Keloğlan yoluna devam etti ve sonunda saraya ulaştı. Sarayın kapısındaki askerler onu görünce önce şaşırdı ama Keloğlan kararlı bir şekilde “Padişahın kızına yardım etmek istiyorum!” dedi. Onu içeri aldılar ve padişahın huzuruna çıkardılar. Padişah üzgün bir şekilde “Kızımın derdine çare bulanı ödüllendireceğim.” dedi. Keloğlan ne yapacağını düşünürken dervişin verdiği keseyi hatırladı.
Keseyi açtığında içinden parlayan küçük bir taş çıktı. Taşın içinden ince bir ses “Beni suya koy, gerçek ortaya çıkar!” dedi. Keloğlan hemen sarayın bahçesindeki havuza koştu ve taşı suya bıraktı. Bir anda su ışıldadı ve padişahın kızı iyileşmeye başladı. Herkes hayretle izlerken kız gözlerini açtı ve “Artık kendimi çok iyi hissediyorum!” dedi.
Padişah çok sevindi ve Keloğlan’a dönerek “Dile benden ne dilersen.” dedi. Keloğlan başını eğerek “Ben sadece annemle huzurlu bir hayat istiyorum.” diye cevap verdi. Padişah bu alçak gönüllülüğe hayran kaldı ve ona altınlar ile güzel bir ev hediye etti. Keloğlan köyüne döndü ve annesine sarılarak “Anne, iyilik gerçekten karşılıksız kalmıyormuş!” dedi.
O günden sonra Keloğlan köyünde daha mutlu bir hayat sürdü. Herkes onun iyi kalbini örnek aldı ve köyde yardımlaşma arttı. Keloğlan ise ne ününe ne de zenginliğine kapıldı. Hep aynı sade ve güler yüzlü haliyle yaşamaya devam etti. Çünkü o, en büyük zenginliğin iyilik olduğunu çok iyi biliyordu.
Daha fazla Keloğlan masalı okumak ister misiniz? Öyleyse hemen tıklayın: Keloğlan Masalları





