Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın kıyısında, penceresinden sabah güneşi giren küçük bir ev varmış. Bu evde bir ayı ailesi yaşarmış. Ayıcık, her sabah mutfaktan gelen tabak seslerini duyar, anne ayıyla baba ayının kahvaltıyı nasıl hazırladığını merakla izlermiş.
Bir sabah herkesten önce uyanmış. “Bugün kahvaltıyı ben hazırlayacağım. Masaya geldiklerinde şaşırsınlar!” diye düşünmüş. Önce ellerini yıkamış, sonra dolaptan üç küçük tabak çıkarmış. Tabakları masaya dizerken kendisini mutfağın en becerikli aşçısı gibi hissetmiş.
Sıra yiyeceklere gelince işler zorlaşmış. Ekmek sepeti tezgâhın uzak ucundaymış; ayıcık ona yetişememiş. Reçel kavanozunun kapağını çevirmiş ama açamamış. Dolaptan aldığı süt kabı da sandığından ağırmış. Masaya taşırken biraz süt dökülmüş. Ayıcık kabı hemen tezgâha bırakıp yerdeki beyaz damlalara bakmış.
Tam o sırada anne ayı mutfağın kapısında görünmüş. “Günaydın. Burada neler oluyor?” diye sormuş. Ayıcık önce tabaklara, sonra dökülen süte bakmış. “Size kahvaltı hazırlamak istedim. Her şeyi tek başıma yapacaktım ama beceremedim.” demiş.

Anne ayı yanına çömelmiş. “Tabakları güzelce yerleştirmişsin.” demiş. “Sütü de birlikte temizleriz. Kahvaltı hazırlarken benim de bazen yardıma ihtiyacım oluyor.” Ayıcık şaşırmış. “Senin de mi?” diye sormuş. Anne ayı gülümsemiş. “Elbette. Birimiz tabakları dizerken ötekimiz ekmeği getirirse işimiz kolaylaşır.”
Baba ayı da mutfağa gelmiş. Ayıcık bu kez düşündüğünü açıkça söylemiş. “Kahvaltıda ben de bir şeyler yapmak istiyorum. Bana uygun bir iş bulabilir miyiz?” Baba ayı, “Peçeteleri ve kaşıkları masaya koymak ister misin?” diye sormuş. Ayıcık hemen kabul etmiş.
Önce anne ayıyla dökülen sütü silmişler. Ardından ayıcık, üç peçeteyi katlayıp tabakların yanına bırakmış. Kaşıkları da birer birer yerleştirmiş. Baba ayı ekmek sepetini masaya getirmiş, anne ayı reçel kavanozunu açmış. Ayıcık meyveleri yıkamak için yardım isteyince anne ayı ona küçük bir kap vermiş. Birlikte elmaları yıkamışlar, anne ayı da onları dilimlemiş.

Bir süre sonra masa hazırmış. Ayıcık peçetelerin biraz eğri durduğunu fark edip düzeltmiş. Sonra karşısındaki dolu masaya bakmış. Biraz önce tek başına yapamadığı kahvaltı, şimdi hep birlikte hazırlanmıştı. Üstelik peçeteleri, kaşıkları ve yıkanmış elmaları o koymuştu.
Kahvaltı sırasında baba ayı, “Bu sabah masanın hazırlanmasına çok yardım ettin.” demiş. Ayıcık gülümsemiş. “Yarın da yardım edebilir miyim?” diye sormuş. Anne ayı, “Tabii. Sabah hangi işleri yapacağını yine birlikte seçeriz.” diye cevap vermiş.
Ertesi sabah ayıcık mutfağa girince doğruca peçetelere uzanmış. Fakat bu kez önce anne ayıya dönüp “Masayı hazırlamaya başlayayım mı?” diye sormuş. Anne ayı başını sallamış. Baba ayı ekmek sepetini taşırken ayıcık tabakları dizmiş. Kahvaltı hazır olduğunda üçü de masaya oturmuş; ayıcık, birlikte yaptıkları işe bakıp keyifle ilk lokmasını almış.
Gökten üç elma düşmüş: Biri yardım istemeyi öğrenen ayıcığa, biri ona uygun işler bulan ailesine, biri de birlikte hazırlanan sofralara.





