Kuzey Kutbu’nda hava çok soğuktu. Her yer bembeyaz karlarla kaplıydı ve rüzgâr ince ince esiyordu. Defne, Arda ve küçük kardeşi Mert, anne babalarıyla birlikte bilim insanlarının bulunduğu bir araştırma kampına gelmişti. Çocuklar bu yolculuk için günlerce heyecanlanmıştı çünkü ilk kez bu kadar büyük buz dağlarını göreceklerdi.
Sabah erkenden kalın montlarını giyip dışarı çıktılar. Gökyüzünde yeşil ve mor renkli kuzey ışıkları hâlâ parlıyordu. Arda heyecanla, “Sanki gökyüzü dans ediyor!” dedi. Defne eldivenleriyle kar topu yaparken, “Burada her şey masal gibi görünüyor.” diye cevap verdi. Mert ise küçük penguen oyuncaklarını cebinden çıkarıp karlara diziyordu.
Bir süre sonra çocuklar kampın yakınındaki buz tepelerini keşfetmeye başladı. Karların arasında yürürken Mert ayağının altından garip bir ses geldiğini fark etti. Eğilip dikkatlice baktığında buzun altında mavi bir ışık gördü. “Burada bir şey parlıyor!” diye bağırdı. Defne ile Arda hemen yanına koştu ve üçü birlikte buzları temizlemeye başladı.
Buzların altından yuvarlak, metal bir kapı ortaya çıktı. Kapının üstünde bilinmeyen semboller vardı ve ortasında parlayan kristal bir düğme bulunuyordu. Arda şaşkınlıkla, “Bu gerçekten gizli bir kapı olabilir mi?” dedi. Defne biraz korkmuştu ama merakı daha büyüktü. Mert elini uzatıp düğmeye dokunduğu anda kapı titremeye başladı.
Bir anda buzların içinden derin bir uğultu yayıldı. Kapı yavaşça açıldı ve içerden sıcak bir hava çıktı. Çocuklar birbirine bakıp şaşkınlıkla gülümsedi. Defne fısıldayarak, “İçeri girmeli miyiz?” diye sordu. Arda cesurca başını salladı ve el fenerini çıkararak önden yürümeye başladı.
Kapının ardında uzun bir buz tüneli vardı. Tünelin duvarları mavi kristallerle kaplıydı ve her yer ışıl ışıl parlıyordu. Çocukların ayak sesleri yankılanıyordu. Mert heyecanla, “Burası gizli bir saray gibi!” dedi. Bir süre yürüdükten sonra tünelin sonunda dev bir mağaraya ulaştılar.
Mağaranın içinde daha önce hiç görmedikleri bir dünya vardı. Buzdan yapılmış ağaçlar gökyüzüne kadar yükseliyordu. Küçük ışıklı kuşlar havada uçuyor, yerdeyse parlak taşlardan oluşan yollar uzanıyordu. Defne hayranlıkla etrafına bakıp, “Böyle bir yerin var olduğuna inanamıyorum.” dedi. Tam o sırada uzaktan ince bir ses duyuldu.
Sesin geldiği yere doğru ilerlediklerinde küçük beyaz tüylü canlılarla karşılaştılar. Bu canlıların büyük mavi gözleri ve uzun kulakları vardı. İçlerinden biri öne çıkıp gülümsedi. “Hoş geldiniz çocuklar.” dedi. Arda şaşkınlıkla, “Konuşabiliyorsunuz!” diye cevap verdi.
Küçük canlı kendisini Limo olarak tanıttı. Buranın, buzların altında gizlenen Kristal Dünya olduğunu anlattı. Ancak son günlerde dünyanın ışıkları yavaş yavaş sönüyordu. Limo üzgün bir sesle, “Kristal enerji kaybolursa burası tamamen karanlık olacak.” dedi. Defne hemen, “Belki size yardım edebiliriz!” diye karşılık verdi.
Limo çocukları büyük bir kristal kuleye götürdü. Kulenin ortasında çatlamış dev bir kristal duruyordu. Kristalin içindeki ışık çok zayıftı. Arda dikkatlice etrafı incelerken yerde küçük siyah taşlar gördü. “Sanırım bu taşlar kristalin enerjisini emiyor.” dedi. Mert hemen taşları toplamaya başladı.
Çocuklar birlikte çalışarak tüm siyah taşları temizledi. Fakat kristal hâlâ yeterince parlamıyordu. O anda Defne’nin aklına bir fikir geldi. Çantasından kuzey ışıklarını incelemek için verilen küçük aynayı çıkardı. Aynayı kristale doğru tuttuğunda mağaranın tavanından gelen ışık kristale yansıdı. Bir anda dev kristal yeniden parlamaya başladı.
Kristalden yayılan ışık bütün mağarayı aydınlattı. Buz ağaçları renk değiştirdi, kuşlar neşeyle uçmaya başladı. Limo sevinç içinde, “Dünyamızı kurtardınız!” dedi. Küçük canlılar çocukların etrafında dans ediyor, mutlulukla gülümsüyordu. Mert kahkahalar atarak, “Hayatımın en güzel macerası bu oldu!” dedi.

Bir süre sonra çocukların geri dönme zamanı geldi. Limo onlara parlak küçük kristaller hediye etti. “Bu kristaller sizi her zaman hatırlamamızı sağlayacak.” dedi. Çocuklar kapıya doğru yürürken biraz üzgündü çünkü bu büyülü yerden ayrılmak istemiyorlardı.
Kapıdan geçip yeniden buzların üstüne çıktıklarında gökyüzü yavaş yavaş aydınlanıyordu. Kamp alanı sessizdi ve herkes hâlâ uyuyordu. Arda cebindeki kristale bakıp gülümsedi. Defne yavaşça, “Belki bir gün tekrar geliriz.” dedi. O günden sonra üç kardeş, Kuzey Kutbu’nun altında gizli bir dünyanın gerçekten var olduğunu hiç unutmadı.
Daha fazla 9-10 yaş masalı okumak için hemen tıklayın: 9-10 Yaş Masalları





