Bir varmış, bir yokmuş. Ağaçlarla çevrili küçük bir evde, babasıyla oyun oynamayı çok seven bir koala yaşarmış. Bir sabah babası, “Bugün birlikte parka gidelim mi?” diye sormuş. Koala sevinçle yerinden sıçramış. Küçük topunu çantasına koymuş, suluğunu da yanına almış. Daha yola çıkmadan oynayacakları oyunları düşünmeye başlamış.
Parkta ağaçlar hafifçe hışırdıyor, kuşlar dalların arasında ötüşüyormuş. Koala, çimenlerin yanındaki düzlüğü gösterip “Burada top oynayabiliriz!” demiş. Babası gülümseyerek başını sallamış. Tam o sırada telefonundan bir ses gelmiş. “Şuna bir bakayım.” diyerek ekranı açmış. Koala da topunu çıkarıp babasının karşısında beklemeye başlamış.
Biraz sonra babası telefonu cebine koymuş ve topu koalaya yuvarlamış. Koala topu yakalamış, iki eliyle babasına geri göndermiş. Fakat telefon yeniden ses çıkarınca babası ekrana dönmüş. Top, babasının yanından geçip bankın altında durmuş. Koala koşup topunu almış. Döndüğünde babasının gözleri hâlâ telefondaymış.
Koala, biraz ilerideki salıncakları göstermiş. “Baba, beni salıncakta sallar mısın?” diye sormuş. Babası, “Olur, birazdan.” demiş ve banka oturmuş. Koala da topunu çantasına yerleştirip yanına geçmiş. Ayaklarını hafifçe sallayarak beklemiş. Babası birkaç kez daha ekrana dokunmuş ama bir türlü yerinden kalkmamış.

Koala, salıncaklara bakmış, sonra babasına dönmüş. Onunla geçireceği günü yol boyunca ne çok hayal etmiş! Şimdi ise yan yana oldukları hâlde birlikte pek az şey yapabiliyorlarmış. Babasının koluna hafifçe dokunmuş. “Baba, seninle oynamak istiyorum. Sürekli telefona bakınca birlikte oynayamıyoruz.” demiş.
Babası başını kaldırıp koalayı dikkatle dinlemiş. Topu kaçırdığını, salıncağa gitmek için verdiği sözü de beklettiğini fark etmiş. Telefonun ekranını kapatmış. “Haklısın. Seninle vakit geçirmek için geldim ama telefonla oyalanıp seni beklettim. Özür dilerim.” demiş. Telefonunu sessize alıp çantasına yerleştirmiş. Ardından elini uzatmış. “Haydi, salıncağa gidelim.”
Koala babasının elini tutmuş. Boş salıncağa oturup zincirleri iki eliyle kavramış. Babası arkasına geçerek salıncağı yavaşça itmiş. “Böyle iyi mi?” diye sormuş. “Evet, böyle çok güzel!” demiş koala. Salıncak hafifçe yükselip alçalırken serin hava yüzüne değiyormuş. Babası artık onu dinliyor, söylediklerine karşılık veriyormuş.

Bir süre sallandıktan sonra koala, “Şimdi top oynayalım mı?” diye sormuş. Babası salıncağı yavaşlatıp durdurmuş. Birlikte düzlüğe dönmüşler ve birkaç adım arayla karşılıklı oturmuşlar. Koala topu babasına yuvarlamış. Babası iki eliyle yakalayıp geri göndermiş. Top her gidip geldiğinde ikisinin yüzünde de kocaman bir gülümseme beliriyormuş.
Bir atışta top yana doğru sapmış. Babası uzanmış ama topu yakalayamamış. “Galiba topumuz gezintiye çıkmak istiyor!” demiş. Koala gülerek topun peşinden gitmiş. Geri döndüğünde bu kez daha dikkatli yuvarlamış. Birlikte kaç kez topu düşürmeden yakalayabildiklerini saymışlar. Sayıyı karıştırınca da gülüşüp yeniden başlamışlar.

Yorulduklarında bir ağacın gölgesine oturup sularını içmişler. Babası, “Salıncakta en çok neyi sevdin?” diye sormuş. Koala, yüzüne değen rüzgârı anlatmış. Sonra babasına onun küçükken hangi oyunları oynadığını sormuş. Babası anlatırken koala merakla dinlemiş. Böylece dinlenme molaları da başlı başına güzel bir zamana dönüşmüş.
Eve dönerken babasının telefonundan hiç ses gelmiyormuş. Babası, “Bugün en çok hangi oyunu sevdin?” diye sormuş. Koala biraz düşünüp elini tutmuş. “Salıncağı da topu da sevdim. Ama en çok senin benimle oynamanı sevdim.” demiş. Babası gülümsemiş. O günden sonra birlikte oyun oynayacakları zaman telefonunu bir kenara koymayı hatırlamış; çünkü güzel bir günü paylaşmak, birbirine dikkat vermekle başlarmış.





