Efe, oyuncaklarını çok seven neşeli bir çocuktu. Her gece uyumadan önce oyuncaklarını yatağının yanına dizerdi. En sevdiği oyuncak ise kahverengi peluş ayısı Ponçik’ti. Bir gece Efe derin bir uykuya daldığında odadaki oyuncaklar yavaşça hareket etmeye başladı.
Oyuncak asker gözlerini açtı ve etrafına baktı. Küçük robot ışıklı gözlerini yakıp, “Sanırım bir sorun var!” dedi. Çünkü Ponçik her zamanki yerinde değildi. Bez bebek Lila endişeyle, “Ponçik kaybolmuş olabilir mi?” diye sordu. Tüm oyuncaklar korku içinde birbirine baktı.
Oyuncak tren rayların üzerinde küçük sesler çıkararak ilerledi. Oyuncak asker, “Hemen onu bulmalıyız!” dedi. Robot odanın köşelerini taradı ama Ponçik’i göremedi. Sonra dolabın altında küçük, parlak bir anahtar buldular. Anahtarın yanında minicik ayak izleri vardı.
Lila anahtarı dikkatlice kaldırdı. Oyuncak tren heyecanla, “Bu gizli kapının anahtarı olabilir!” dedi. O sırada kitaplığın arkasından hafif bir ışık sızdı. Oyuncaklar birlikte kitaplığı itti ve arkada küçücük bir kapı buldu. Kapının üzerinde altın renkli yıldızlar vardı.
Robot anahtarı kilide soktu ve kapı yavaşça açıldı. İçeriden rengârenk ışıklar yükseldi. Oyuncak asker cesurca, “Korkmayın! Hep birlikteyiz.” dedi. Oyuncaklar sırayla kapıdan geçti. Kendilerini uzun oyuncak tünellerinin olduğu gizemli bir yerde buldular.
Bu yer Oyuncaklar Ülkesi’ydi. Tavandan uçan balonlar geçiyor, minik tahta arabalar yollarda ilerliyordu. Her yerde oyuncak dükkânları ve dönme dolaplar vardı. Fakat gökyüzü biraz karanlıktı. Çünkü ülkenin neşesini sağlayan Gülücük Kristali kaybolmuştu.
Oyuncaklardan biri yanlarına koştu. Bu, mavi şapkalı küçük bir kuklaydı. Kukla nefes nefese, “Peluş ayınızı gördüm! Eski saat kulesine doğru gidiyordu.” dedi. Lila şaşkınlıkla, “Ponçik neden oraya gitsin ki?” diye sordu. Kukla omuzlarını silkerek yolu gösterdi.
Oyuncaklar taşlı yollardan ilerlemeye başladı. Yol boyunca dev yapboz parçalarının arasından geçtiler. Bir köprüye geldiklerinde tahtalar sallanmaya başladı. Oyuncak tren korkuyla, “Düşeceğiz!” dedi. Oyuncak asker hızlıca ipleri tutup köprüyü dengeledi.
Köprüyü geçince eski saat kulesi göründü. Kulenin pencereleri kırılmıştı ve içeriden garip sesler geliyordu. Robot dikkatlice kapıyı açtı. İçerisi karanlıktı ama yukarıdan hafif bir ağlama sesi duyuldu. Lila üzülerek, “Bu Ponçik’in sesi!” dedi.
Oyuncaklar merdivenleri hızla çıktı. En üst katta Ponçik’i buldular. Ponçik üzgün şekilde pencerenin yanında oturuyordu. Etrafında kırık kristal parçaları vardı. Oyuncak asker şaşkınlıkla, “Burada ne oldu?” diye sordu.
Ponçik başını öne eğdi. “Gülücük Kristali yanlışlıkla benim yüzümden kırıldı.” dedi. Kristal kırılınca Oyuncaklar Ülkesi kararmıştı. Ponçik korktuğu için saklanmıştı. Lila yumuşak bir sesle, “Hata yapmak kötü değildir. Önemli olan düzeltmeye çalışmaktır.” dedi.
Robot yerdeki parçaları dikkatlice topladı. Oyuncak tren de küçük ışıklarıyla etrafı aydınlattı. Oyuncak asker, “Birlikte başarabiliriz!” dedi. Hep beraber kristalin parçalarını birleştirmeye başladılar. Parçalar birleşince kule altın renkli ışıklarla parladı.
Bir anda tüm Oyuncaklar Ülkesi aydınlandı. Balonlar yeniden gökyüzüne yükseldi. Dönme dolap ışıl ışıl dönmeye başladı. Kuklalar şarkılar söyledi ve oyuncak arabalar korna çaldı. Herkes büyük bir sevinçle dans etti.
Ponçik arkadaşlarına sarıldı. “Beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim.” dedi. Lila gülümseyerek, “Gerçek dostlar birbirine yardım eder.” diye cevap verdi. Oyuncak asker gururla başını salladı. Robotun gözleri mutlulukla parladı.
Tam o sırada odadan bir horoz sesi duyuldu. Sabah olmak üzereydi. Oyuncaklar hızla gizli kapıya yöneldi. Tünellerden geçip yeniden Efe’nin odasına döndüler. Herkes eski yerine geçti.

Efe gözlerini açtığında Ponçik’i yatağının yanında gördü. Ayısına sarıldı ve gülümsedi. Sonra odasına baktığında oyuncaklarının yüzünde sanki küçük bir mutluluk varmış gibi hissetti. O gece yaşanan büyük maceradan ise hiç haberi olmadı.





