Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, çiçeklerle çevrili küçük bir evde meraklı bir kedi yaşarmış. Yağmurlu günlerde pencerenin önüne oturmayı, tahta oyuncaklarıyla oynamayı pek severmiş. Bir sabah dolabından bir yapboz kutusu çıkarmış. Kutunun üstünde kırmızı çatılı bir değirmen, kıvrılarak akan bir dere ve sarı çiçeklerle dolu bir çayır varmış.
Kedi, parçaları masanın üzerine döküp işe koyulmuş. Önce köşeleri bulmuş, ardından kenarları birleştirmiş. Değirmenin çatısını tamamlayınca keyifle mırıldanmış. “Derenin yanına da şu çiçekleri koyarsam resim bitecek.” demiş. Masadaki boşluklar azaldıkça heyecanı artmış. Dışarıda yağmur dinmiş, güneş pencerenin kenarına kadar uzanmış. Ama kedi başını bile kaldırmamış.
Sonunda geriye birkaç parça kalmış. Kedi mavi bir parçayı alıp gökyüzündeki boşluğa yerleştirmeye çalışmış. Parça uymamış. Yanındaki boşluğu denemiş, yine olmamış. Sarı parçayı çiçeklerin arasına götürmüş; onun da bir köşesi dışarıda kalmış. Aynı parçaları aynı yerlere tekrar tekrar koydukça kaşları çatılmış, kuyruğu hızla sallanmaya başlamış.
“Az önce hepsi ne güzel yerleşiyordu!” diye söylenmiş kedi. Mavi parçayı biraz daha bastırmış ama parçanın kenarı kıvrılacak gibi olunca elini çekmiş. “Olmuyor işte! Artık yapmak istemiyorum!” demiş. Kalan parçaları kutuya doldurup kapağını kapatmış. Masadaki yarım resme sırtını dönmüş. İçinde sanki birbirine dolanmış bir yumak varmış.

Tam o sırada kapı çalınmış. Gelen, küçük sulama kabını taşıyan tavşanmış. “Sundurmamın altındaki çiçekler yağmurdan pay alamadı. Benimle gelir misin?” diye sormuş. Kedi önce masaya bakmış, sonra yavaşça başını sallamış. “Gelirim. Şu parçalara biraz bakmasam iyi olacak.” demiş. Birlikte bahçeye çıkmışlar. Yapraklardan hâlâ iri damlalar düşüyormuş.
Tavşan suyu dökerken kedi saksıların altındaki tabakları düzeltmiş. Sonra kuru yaprakları toplayıp küçük bir sepete koymuşlar. Bir uğur böceği, kedinin patisine konmuş. Kedi onu dikkatle bir yaprağın üzerine bırakmış. Böcek yaprağın altına saklanınca eğilip arkasından bakmış. Bu küçük bahçe işi sırasında kuyruğu sakinleşmiş, omuzları gevşemiş. Bir süre yapbozu hiç düşünmemiş.

İşleri bitince sundurmanın basamağında oturmuşlar. Kedi, masasında bekleyen değirmeni hatırlamış. “Yapbozumun çoğu tamamlandı. Ama son parçaları bir türlü yerleştiremedim.” demiş. Tavşan onu dinlemiş. “İstersen döndüğümüzde yanında otururum.” diye karşılık vermiş. Kedi biraz düşündükten sonra ayağa kalkmış. “Olur. Kutuyu yeniden açmak istiyorum.” demiş.
Eve girdiklerinde kedi bu kez hemen bir parça kapmamış. Kutunun üzerindeki resmi masanın yanına koymuş. Kalan parçaları da birbirinden ayırarak önüne dizmiş. Mavi parçayı eline alıp yavaşça çevirmiş. Üzerinde ince, beyaz bir çizgi varmış. Resme yakından bakınca aynı çizgiyi derenin köpüklerinde görmüş. “Ben bunu hep gökyüzü sanmışım!” demiş.
Parçayı derenin yanındaki boşluğa götürmüş. İlk denemede yine uymamış. Kedi durup kenarlarına bakmış; bir tarafında iki yuvarlak çıkıntı varmış. Parçayı biraz çevirmiş, sonra yavaşça bırakmış. Bu kez tam yerine oturmuş. Tavşanın kulakları sevinçle dikilmiş. Kedi gülümsemiş ama acele etmemiş. Sıradaki parçayı almadan önce boşluğun biçimini incelemiş.
Sarı parçanın çiçeklere değil, değirmenin ışık vuran penceresine ait olduğunu bulmuş. Öteki parçaları da renklerine, çizgilerine ve kenarlarına bakarak denemiş. Bazıları hemen yerleşmiş, bazılarını birkaç kez çevirmesi gerekmiş. Son parça, derenin üzerindeki küçük köprüyü tamamlamış. Kedi patisini resmin üstünde usulca gezdirmiş. “Meğer köprünün bir tahtası burada saklanıyormuş.” demiş.

İki arkadaş tamamlanan resme uzun uzun bakmış. Kedi, kutuyu bu kez gülümseyerek kapatıp rafına kaldırmış. Yapbozu ise ertesi sabaha kadar masada bırakmış. Akşam güneşi pencereden süzülürken sarı çiçekler ışıldamış, mavi dere parlamış. Kedi minderine kıvrılıp gözlerini kapatmış. Rüyasında küçük köprüden geçmiş; öte yanında tavşan, birlikte gezmek için onu bekliyormuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri sakinleşip yapbozunu tamamlayan kediye, biri ona sabırla eşlik eden tavşana, biri de yeniden denemenin sevincini yaşayan bütün çocuklara.





