Bir varmış, bir yokmuş. Dalgaların kıyıya beyaz köpükler bıraktığı küçük bir koyda, meraklı bir yengeç yaşarmış. Her sabah kumların üzerinde yan yan yürür, kayaların arasından denize bakarmış. Martının sesini, balıkların parıltısını ve suyun dibinde usulca sallanan yosunları çok severmiş.
Bir sabah yengeç, kıyıda renkli bir şey görmüş. Önce yeni bir deniz kabuğu bulduğunu sanmış. Yaklaşınca bunun buruşmuş bir yiyecek paketi olduğunu anlamış. Biraz ileride plastik bir kap, taşların arasında da bir poşet duruyormuş. “Bunlar dün burada yoktu.” diye mırıldanmış.
Tam o sırada küçük bir balık, sığ suyun içinden seslenmiş. “Kayaların arasındaki gölgeli yere giremiyorum. Şu poşet girişe takılmış.” demiş. Yengeç eğilip bakmış. Poşet, dalga geldikçe şişiyor, yosunların üzerini örtüyormuş. Kıyıda unutulan bir çöpün suyun içindeki yaşamı da etkileyebileceğini ilk kez o gün fark etmiş.

Yengeç, kuru kumdaki paketi kenara çekmiş. Fakat rüzgâr esince paket yeniden kıyıya doğru sürüklenmiş. Onu yakalamaya çalışırken çevrede başka çöpler de görmüş. Bir an durmuş, kıskaçlarını indirmiş. “Birini toplarken öteki uçuyor. Önce bir plan yapmalıyım.” demiş. Ardından arkadaşlarını çağırmak için kayalığa yürümüş.
Martı ile kaplumbağa kısa sürede yanına gelmiş. Yengeç, poşetin kapattığı geçidi ve kumdaki çöpleri göstermiş. “Sahili birlikte temizleyelim mi?” diye sormuş. Martı kanatlarını açmış. “Ben yukarıdan bakıp çöplerin yerini söyleyebilirim.” demiş. Kaplumbağa da kıyıda duran sağlam kovayı işaret etmiş. “Topladıklarımızı rüzgârın götüremeyeceği bir yerde biriktirelim.”
İşe başlamadan önce kıyının bakımını yapan yaşlı kunduzdan yardım istemişler. Kunduz, toplama maşalarıyla kapaklı kovalar getirmiş. Suyun kıyısındaki poşeti kendisi çıkarmış. “Cam ya da keskin bir şey görürseniz dokunmadan bana haber verin.” demiş. Yengeç başını sallamış; arkadaşlarıyla birlikte kuru kumdaki bölümleri paylaşmış.
Martı, kumsalın üzerinde kısa bir tur atmış. “Düz kayanın yanında bir plastik kap var!” diye seslenmiş. Yengeç, maşayla kabı alıp kovaya bırakmış. Kaplumbağa da kovanın devrilmemesi için yanında durmuş. Az sonra rüzgâr yeniden esmiş ama bu kez kapak kapalıymış. Yengeç memnuniyetle, “Planımız işe yarıyor!” demiş.

Güneş yükselince gölgede mola vermişler. Temizledikleri yere bakınca yengeç, yosunların arasında duran ince bir dalı göstermiş. “Bunu da alalım mı?” diye sormuş. Kunduz gülümsemiş. “O, denizin getirdiği bir dal. Kabuklar ve yosunlar gibi kıyının bir parçası.” demiş. Böylece arkadaşlar, doğal şeyleri yerlerinde bırakmışlar.
İşleri bitince kunduz, toplanan çöpleri uygun atık kutularına götürmüş. Küçük balık kayaların arasına girip yeniden dışarı çıkmış. “Gölgeli yerim açıldı!” diye sevinmiş. Martı temiz kumlara konmuş, kaplumbağa dinlenmek için kayaya yaslanmış. Yengeç, dalgaların kıyıya gelişini izlerken artık neye dikkat etmesi gerektiğini biliyormuş.

O günden sonra arkadaşlar, koyda oyunlarını bitirince yanlarında getirdikleri eşyaları kontrol edermiş. Yengece bazen “denizin küçük bekçisi” derlermiş. O da, “Bu kıyıya hepimiz bakıyoruz.” diye karşılık verirmiş. Çünkü öğrenmiş ki bir yeri sevmek, orada yaşayanları düşünmek ve onu birlikte korumakla anlam kazanırmış.





