Ormanın kenarında, çiçeklerle çevrili küçük bir kovukta genç bir tilki yaşardı. Tilki meraklı, dikkatli ve iyi kalpliydi. Fakat yeni hayvanlarla konuşmaya gelince çok utanırdı. Bir gün ormanın açıklığında tavşanların, sincapların ve kirpilerin birlikte oyun oynadığını gördü. Hepsi koşuyor, gülüyor, yere düşen kozalaklarla küçük kuleler yapıyordu. Tilki de onlara katılmak istedi. Ancak her adım attığında kalbi hızla çarpıyor, ayakları sanki toprağa yapışıyordu.
Tilki, büyük bir meşe ağacının arkasına saklandı. Oradan oyunu uzun uzun izledi. Tavşan, yuvarlanan kozalakları topluyor; kirpi, dalları yan yana diziyor; sincap ise kulenin tepesine küçük yapraklar koyuyordu. Tilki, “Ben de güzel dallar bulabilirim.” diye düşündü. Hatta biraz ileride düzgün, ince bir dal gördü. Onu alıp götürmek istedi ama sonra yine durdu. “Belki beni istemezler. Belki de ne söyleyeceğimi bilemem.” diye içinden geçirdi.
Bir süre sonra sincap, meşe ağacına doğru geldi. Tilki hemen başını eğdi. Sincap onu fark etti ve gülümsedi. “Merhaba. Sen de bizimle oynamak ister misin?” diye sordu. Tilki cevap vermek istedi ama sesi boğazında düğümlendi. Yalnızca hafifçe başını sallayabildi. Sincap onu zorlamadı. “İstersen sonra gelirsin.” dedi ve arkadaşlarının yanına döndü.

Tilki, sincabın arkasından bakarken üzüldü. Aslında oyun oynamayı çok istiyordu. Tam o sırada yaşlı bir kaplumbağa yoldan geçiyordu. Tilkinin sessizce oturduğunu görünce durdu. “Neden onların yanına gitmiyorsun?” diye sordu. Tilki, “Onlar benim arkadaşım değil. Hem konuşmaya utanıyorum.” dedi. Kaplumbağa gülümsedi. “Dostluk bazen uzun bir yolculuk gibi görünür. Oysa çoğu zaman ilk adımı küçücük bir kelimedir.” dedi.
Tilki bu sözleri düşündü. “Küçücük bir kelime mi?” diye sordu. Kaplumbağa başını salladı. “Evet. Mesela ‘Merhaba.’ demek yeterlidir.” dedi. Ardından ağır adımlarla yoluna devam etti. Tilki bir süre daha ağacın altında bekledi. Sonra yerde gördüğü ince dalı aldı. Derin bir nefes çekti ve oyun oynayan hayvanlara doğru yürümeye başladı. Yine heyecanlandı. Bir an geri dönmek istedi. Fakat kaplumbağanın sözünü hatırladı.

Sincap, tilkinin geldiğini görünce yeniden gülümsedi. Tilki önce yere baktı, sonra başını kaldırdı. “Merhaba. Ben de sizinle oynayabilir miyim?” diye sordu. Tavşan hemen yana çekildi. “Elbette. Tam bir oyuncuya daha ihtiyacımız vardı!” dedi. Kirpi de kozalaklardan yaptığı kulenin yanını gösterdi. “İstersen benimle yeni bir kule yapabilirsin.” dedi. Tilki elindeki dalı uzattı. “Bunu da kullanabiliriz.” dedi. Üçü birden sevinince tilkinin yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
O gün tilki, sincapla kozalak topladı, tavşanla koştu ve kirpiyle yüksek bir kule yaptı. Kule birkaç kez yıkıldı ama hepsi birlikte gülerek yeniden kurdular. Bir ara tavşan ayağı takılıp düşünce tilki hemen yanına koştu ve ona yardım etti. Tavşan, “İyi ki geldin.” dedi. Bu söz tilkinin içini sıcacık yaptı. Güneş batmaya başladığında sincap, “Yarın yine gelir misin?” diye sordu. Tilki artık hiç düşünmeden, “Gelirim!” dedi.

Tilki eve dönerken sabahki hâlini hatırladı. Ormanın açıklığı ona önce çok uzak, diğer hayvanlar da ulaşılmaz görünmüştü. Oysa bütün korkusunu küçücük bir “Merhaba.” sözü aşmıştı. O günden sonra tilki her yeni karşılaşmada biraz heyecanlansa da sessizce saklanmak yerine selam vermeyi denedi.
Çünkü tilki şunu öğrenmişti: Dostluk bazen büyük bir cesaret istemez. İçten söylenen küçük bir “Merhaba.” bile iki yabancının arasında sıcak bir köprü kurabilir.





