Bir yaz günü, geniş bir ormanın derinliklerinde yaşayan güçlü bir aslan, avlandıktan sonra büyük bir ağacın gölgesine uzanıp dinlenmeye başladı. Öğle sıcağının etkisiyle kısa sürede derin bir uykuya daldı. O sırada yiyecek arayan küçük bir fare, farkına varmadan aslanın yanına kadar geldi. Merakına yenik düşen fare, devasa gövdenin üzerinde dolaşmaya başlayınca aslan birden uyandı.
Öfkeyle pençesini farenin üzerine bastıran aslan, onu yakaladı. Korkudan titreyen fare, “Lütfen beni bağışla! Sana zarar vermek istemedim. Belki bir gün ben de sana yardım edebilirim.” dedi. Aslan, bu sözleri duyunca gülümser gibi oldu. Küçücük bir farenin kendisine yardım edebileceği düşüncesi ona oldukça tuhaf gelmişti. Yine de merhamet göstererek, “Git bakalım küçük dostum. Bu kez seni affediyorum.” dedi ve fareyi serbest bıraktı.
Günler geçti. Bir sabah aslan ormanda dolaşırken avcıların kurduğu güçlü bir ağa yakalandı. Ne kadar çabalasa da kurtulamadı. Ağın ipleri kalındı, düğümleri sıkıydı. Aslanın kükremesi bütün ormanda yankılandı. Gücüne güvenen kral, ilk kez çaresiz kalmıştı.
O sırada yakınlarda bulunan fare, duyduğu sesi tanıdı ve hemen yardıma koştu. Ağın içinde çırpınan aslanı görünce vakit kaybetmeden işe koyuldu. Keskin dişleriyle ağın düğümlerini ve iplerini kemirmeye başladı. Uzun uğraşların ardından ipler birer birer koptu. Sonunda ağ gevşedi ve aslan özgürlüğüne kavuştu.
Aslan, kendisini kurtaran küçük fareye minnetle baktı. “Demek ki yanılmışım.” dedi. “Bir zamanlar senin bana yardım edemeyeceğini düşünmüştüm. Oysa bugün özgürlüğümü sana borçluyum.” Fare gülümseyerek, “Bazen küçük görünenlerin de büyük iyilikler yapabileceğini unutmamak gerekir.” diye karşılık verdi.
O günden sonra aslan, hiçbir canlıyı küçümsememeyi öğrendi. Fare ise iyiliğin ve vefanın değerini herkese gösterdi.
Masalın öğüdü şudur: Hiç kimse gücüne ya da küçüklüğüne bakılarak değersiz görülmemelidir. Çünkü en umulmadık kişi bile zamanı geldiğinde büyük bir yardımda bulunabilir.





