Bir varmış, bir yokmuş. Gül kokulu bir sarayda, meraklı bir prenses yaşarmış. Sarayın kapıları her bahar büyük bir tören için açılırmış. O gün kraliçe, annesinden kalan eski tacını takarmış. Prenses, tacın önündeki küçük çiçeği çok severmiş. Işık vurunca çiçeğin ortasındaki mavi taş, bir damla su gibi parlarmış.
Törene birkaç saat kala taç, hazırlanırken kadife yastığından kaymış. İnce bağlantısı kopmuş, önündeki çiçek yana eğilmiş. Odadakiler telaşlanmış. Biri daha büyük bir taç getirmeyi önermiş, öbürü daha parlak taşlardan söz etmiş. Kraliçe tacını avucuna almış. “Önce onarılabilir mi, bakalım. Bu taç bana annemi hatırlatıyor.” demiş.

Tacın bulunduğu kutuyu sarayın kuyumcusuna götürmüşler. Prenses de peşlerinden gitmiş. Kuyumcunun yanında işi öğrenen küçük bir çırak varmış. Çırak, tacı yumuşak bir bezin üzerine yerleştirmiş. Çiçeğin altındaki ince bölümü dikkatle incelemiş. “Buraya yaprak biçiminde bir destek eklesek nasıl olur?” diye sormuş.
Kuyumcu düşünürken çırak bir kâğıda çiçeği ve altına gelecek yaprağı çizmiş. Yaprağın üzerine üç kısa damar eklemiş. “Böylece eski çiçeği çıkarıp yenisini takmamız gerekmez.” demiş. Kuyumcu çizimi inceleyip başını sallamış. “Güzel düşündün. Birlikte deneyelim.” demiş. Prenses de masanın kenarına oturmuş. Çırağın kâğıttaki çizgileri nasıl sabırla düzelttiğini seyretmiş.
Çırak, ustasının gösterdiği biçimde küçük yaprağı hazırlamış. Kuyumcu da bağlantıyı sağlamlaştırıp desteği yerine yerleştirmiş. Ardından çırak tacı yumuşak bezle parlatmış. Çiçek yeniden dik duruyormuş. Yapraksa arka tarafta kaldığından önden görünmüyormuş. Prenses, tören hazırlıklarına katılmak için annesinin yanına dönmüş.

Çok geçmeden tören görevlisi, onarılan tacı kraliçeye götürmüş. “Çiçeğin altına bir yaprak koymayı ben düşündüm. Tacınızı böyle kurtardım.” demiş görevli. Kapıda duran çırak ağzını açmış ama görevli konuşmayı sürdürmüş. Prenses, çırağın elindeki çizim kâğıdını yavaşça katladığını görmüş.
Prenses annesine yaklaşmış. “Sabah onarımı izledim. Yaprak fikrini çırak söylemişti. Onu da dinleyebilir miyiz?” diye sormuş. Kraliçe çırağı yanına çağırmış. “Elindeki çizimi bize gösterir misin?” demiş. Çırak kâğıdı açmış. Prenses, çizimdeki üç damarı göstermiş. Sonra tacı dikkatle çevirip eklenen yaprağa bakmışlar. Aynı üç damar orada da varmış.
Kraliçe kuyumcuyu da dinlemek istemiş. Kuyumcu gelince yapılanları anlatmış. “Yaprağı çırağım düşündü ve hazırladı. Ben de bağlantıyı sağlamlaştırdım. Bu onarımı birlikte yaptık.” demiş. Kraliçe görevliye dönmüş. Görevli başını eğmiş. “Övgüyü kendim almak istedim. Başkasının fikrini kendi fikrim gibi anlattım.” demiş. Sonra çırağa bakmış. “Yanlış yaptım. Özür dilerim.”
Çırak kâğıdını düzeltmiş. “Yaprağı neden yaptığımı ben de anlatmak istiyordum.” demiş. Kraliçe başını sallamış. “Seni dinliyoruz.” demiş. Çırak bu kez acele etmeden konuşmuş. Eski çiçeği korumak istediğini anlatmış. Görevli de sözünü kesmeden dinlemiş. Prenses, çırağın sesi duyuldukça omuzlarının nasıl gevşediğini fark etmiş.
Tören başladığında kraliçe eski tacını takmış. Konuklara, “Bugün bu tacı kuyumcumuzla çırağının ortak emeği sayesinde takabiliyorum.” demiş. Ardından onlara teşekkür etmiş. Prenses, kalabalığın arasından çırağı görmüş. Çırak, ustasının yanında gülümseyerek duruyormuş. Törenin sonunda prenses onun yanına gitmiş. “Bana da kâğıttan bir yaprak çizmeyi öğretir misin?” diye sormuş. Birlikte boş bir masa bulup oturmuşlar.

O akşam taç yeniden kadife yastığına konmuş. Mavi taşı eskisi gibi parlıyormuş. Prenses bu kez tacın arkasındaki küçücük yaprağa da bakmış. Sabah yalnızca kırık bir yer gördüğü noktada, şimdi iki kişinin sabırlı çalışmasını hatırlıyormuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri emeği görülen çırağa, biri gerçeğin duyulmasına yardım eden prensese, biri de bu masalı dinleyen çocuklara.





