Bir varmış, bir yokmuş. Çiçeklerin çan gibi sallandığı, derelerin şarkı söyleyerek aktığı bir ormanda küçük bir peri yaşarmış. Bu peri, sabahları kelebeklerin peşinden uçar, akşamları yapraklara düşen ışıkları sayarmış. Bir gün evinin önüne bir fidan dikmiş. “Büyüyünce dallarında kuşlar dinlenir.” diye sevinmiş.
Peri, fidanın köklerini toprakla örtmüş, çevresini elleriyle hafifçe bastırmış. Sonra küçük sulama kabını doldurup toprağı yavaşça sulamış. Fidanın iki yeşil yaprağı rüzgârda kıpırdamış. Peri bunu bir selam sanıp gülümsemiş. Ertesi sabah da gelip fidanıyla ilgilenmeye karar vermiş.
Ama ertesi sabah ormanın öbür ucundan neşeli sesler yükselmiş. Kelebekler çiçeklerin arasında bir oyun kurmuş. Peri hemen kanatlanmış. Oyun bitince dere kenarına uğramış, sonra bulduğu renkli taşları dizmeye koyulmuş. Fidan ancak yatağına uzandığında aklına gelmiş. “Sabah ilk işim onun yanına gitmek olacak.” diye mırıldanmış.
Ne var ki sonraki gün de başka işlere dalmış. Birkaç sıcak günün ardından evine dönerken fidanın yapraklarının aşağıya eğildiğini görmüş. Yanına çömelip toprağına dokunmuş. Toprak kurumuş. “Seni büyütmek istiyordum ama sulamayı unuttum.” demiş. Küçük sulama kabını almaya giderken kanatları bile ağırlaşmış gibiymiş.

O sırada bahçesinden dönen kirpi, perinin durgunluğunu fark etmiş. “Bir şeye mi üzüldün?” diye sormuş. Peri olanları anlatmış. Kirpi fidanın yanına oturmuş. “Şimdi onunla ilgilenebiliriz. Sonra da hatırlamanı kolaylaştıracak bir yol buluruz.” demiş. Peri toprağı yavaşça sulamış, suyun köklere ulaşmasını beklemiş.
Ardından evinden bir kâğıt ve renkli kalemler getirmiş. Kâğıdı haftanın günleri için yedi kutuya ayırmış. Her kutuya küçük bir yaprak çizmiş. “Bu yapraklar bana her sabah fidanıma bakmayı hatırlatsın.” demiş. Kirpi de, “Toprağını kontrol edersin. Suya ihtiyacı varsa sularsın.” diye eklemiş.

Peri, bakım takvimini kapının yanına asmış. Sulama kabını da altına koymuş. Fidanıyla ilgilendikten sonra o günün kutusuna bir yıldız çizecekmiş. Ertesi sabah dışarı çıkarken renkli yaprakları hemen görmüş. Önce fidanına uğramış, toprağını kontrol etmiş. Takvimdeki ilk yıldızı çizerken yüzünde küçük bir gülümseme belirmiş.
Bir sabah kelebekler yine kapısına gelmiş. Peri heyecanla peşlerine takılacakken sulama kabını fark etmiş. “Siz başlayın, fidanıma bakıp geleceğim!” diye seslenmiş. O gün toprak hâlâ nemliymiş; su eklememiş. Eğilen ince desteği düzeltmiş, yapraklara bakmış. Sonra takvimine yıldızını çizip oyuna katılmış.
Başka bir gün yağmur yağmış. Peri, fidanın toprağını ıslatan damlaları pencereden seyretmiş. Yağmur dinince dışarı çıkıp kontrolünü yapmış. Takvimdeki kutuya bir yıldızın yanına mavi bir bulut çizmiş. Böylece yalnızca günleri saymıyor, fidanının neye ihtiyacı olduğunu da öğreniyormuş.
Günler geçmiş. Fidanın yaprakları yeniden dikleşmiş, birkaç hafta sonra dalının ucunda küçücük bir tomurcuk belirmiş. Peri, kirpiyi çağırıp tomurcuğu göstermiş. “Bak, yeni bir yaprak geliyor!” demiş. Kirpi sevinçle başını sallamış. Birlikte oturup rüzgârda usulca sallanan fidanı seyretmişler.

O akşam peri, takvimindeki yıldızlara bakmış. Her biri fidanına ayırdığı küçük bir zamanı hatırlatıyormuş. Kalemini yerine koymuş, ertesi sabah için sulama kabını kapının yanına bırakmış. Pencereden fidanına son kez bakıp gülümsemiş. Onun büyüyüşünü izlemek, artık her sabah sabırsızlıkla beklediği küçük bir mutlulukmuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri fidanına özen gösteren periye, biri ona yol gösteren kirpiye, biri de doğayı sevgiyle koruyan bütün çocuklara.





