Bir varmış, bir yokmuş. Yaprakları zümrüt gibi parlayan, çiçekleri güneşte ışıldayan bir orman varmış. Bu ormanda beyaz tavşan, kızıl tilki, siyah karga ve daha birçok hayvan yaşarmış. Sabahları açıklıkta buluşur, kozalak yuvarlar, saklambaç oynarlarmış. Kahkahaları ağaçların arasından dereye kadar ulaşırmış.
Bir gün tavşan, beyaz çiçeklerin yanına küçük taşlar dizmiş. “Bugün burada yalnızca benim gibi beyaz olanlar oynasın.” demiş. Yanına gelen tilki duraklamış. Sonra arkasını dönüp kızıl yaprakların altında kendine bir oyun yeri hazırlamış. “Öyleyse buraya da yalnızca kızıl tüylüler gelsin!” diye seslenmiş.
Karga ikisinin arasında gidip gelmiş ama hiçbir oyuna çağrılmamış. Kırgınlıkla bir kütüğün üzerine konmuş. “Ben de yalnızca siyah tüylülerle oynarım.” demiş. Çok geçmeden açıklık küçük küçük bölünmüş. Hayvanlar birbirlerinin oyunlarına uzaktan bakıyor, yanlarına yaklaşan farklı renkteki arkadaşlarına yer açmıyormuş.
İşte o sırada tuhaf bir şey olmuş. Açıklığın ortasındaki sarı çiçeklerin rengi solmuş. Ardından yaprakların yeşili silikleşmiş, derenin üzerindeki mavi parıltı kaybolmuş. Hayvanlar önce güneşin bulutların arkasına saklandığını sanmış. Oysa gökyüzü açıkmış. Birbirlerini dışladıkları her gün, ormanın renkleri biraz daha azalıyormuş.

Tavşan bir çiçeğin yaprağını usulca silmiş. Tilki yere dökülen yaprakları ters çevirmiş. Karga da dalların arasından güneşe bakmış. Hiçbiri renkleri geri getirememiş. Sonunda tavşan, oyun taşlarının yanına oturmuş. Eskiden kalabalık olan açıklık şimdi sessizmiş. Yuvarladığı kozalak durmuş, onu geri gönderen olmamış.
Az sonra kozalak, hafif bir rüzgârla karganın konduğu kütüğe kadar sürüklenmiş. Karga yere inip kozalağı gagasıyla tavşana doğru itmiş. Tavşan başını kaldırmış. “Bir daha gönderir misin?” diye sormuş. Karga göndermiş, tavşan karşılık vermiş. Kozalak aralarında gidip gelirken yanlarındaki çiçeğin ucunda incecik bir sarılık belirmiş.

Tavşan çiçeğe bakmış, sonra kargaya dönmüş. “Seni rengin yüzünden oyuna almadım. Bu doğru değildi. Özür dilerim.” demiş. Karga kanatlarını toplamış. “Ben de kırılınca başkalarını dışlamaya karar verdim.” diye karşılık vermiş. Tavşan yanındaki taşları kaldırmış. “İstersen burada birlikte oynayabiliriz.” Karga bu kez biraz daha yakına gelmiş.
Onları seyreden tilki çekinerek yaklaşmış. “Ben de katılabilir miyim?” diye sormuş. “Elbette!” demiş tavşan. Tilki, kendi oyun yerinin çevresine dizdiği dalları toplamış. “Benim kurduğum oyuna da herkes gelebilir.” demiş. Üçü geniş bir halka oluşturmuş. Kozalağı sırayla birbirlerine göndermiş, uzağa kaçtığında birlikte gülmüşler.
Seslerini duyan öteki hayvanlar da açıklığa gelmiş. Halka, her yeni arkadaş için biraz daha genişlemiş. Kimi kozalağı yavaşça itmiş, kimi hızlıca yuvarlamış; herkes sırasını beklemiş. Oyun sürerken çiçekler sarıya, yapraklar yeşile kavuşmuş. Dere yeniden mavi mavi parlamış. Hayvanların tüyleri ise kendi renklerinde kalmış.

Akşam olduğunda tavşan, yan yana duran arkadaşlarına bakmış. “Birlikte oynamak için aynı renkte olmamız gerekmiyormuş.” demiş. O günden sonra açıklıkta oyun kuranlar, gelen arkadaşlarına yer açmış. Orman bütün renkleriyle ışıldamış; hayvanlar da dostluğun birbirine benzemekle değil, birbirini olduğu gibi kabul etmekle büyüdüğünü öğrenmiş.





