11+ Yaş Masalları5-6 Yaş Masalları7-8 Yaş Masalları9-10 Yaş MasallarıKeloğlan MasallarıUyku MasallarıUzun Masallar

Keloğlan ile Şehzade

Bu masal, çocuklara dostluk, cesaret ve aklın gücünü etkileyici bir macera üzerinden kazandırır.

Çıktım dağın yamacına,

Selam verdim ağacına.

Bir serçeyi at eyledim,

Yedi dereyi geç eyledim.

Yükledim sırtına yüz çuval samanı,

Geldim anlatmaya dilden dile gezen bu masalı.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; siz deyin uzak diyarlarda, ben diyeyim bilinmez memleketlerde bir ülke varmış. Bu ülkede Keloğlan adında bir delikanlı, annesiyle birlikte yaşarmış. Annesi sarayın mutfağında çalışır, birbirinden güzel yemekler hazırlarmış. Padişahın sofrasına çıkan nefis yemeklerin çoğu onun maharetli ellerinden çıkarmış.

Keloğlan iyi kalpli, dürüst ve sevilen biriymiş. Ancak ne yazık ki hangi işe el atsa başarılı olamazmış. Oduncunun yanında çalışsa baltayı doğru dürüst kullanamaz, değirmene gitse ağır çuvalları yerinden oynatamazmış. İncecik yapısı ve güçsüz görünüşü yüzünden herkes onun büyük işler başaramayacağını düşünürmüş. O da çoğu zaman annesinin yanına saray mutfağına gider, vakit geçirirmiş. Üstelik padişahın oğlu olan şehzadenin en yakın dostuymuş. İki arkadaş sık sık birlikte gezer, sohbet eder ve güzel vakit geçirirlermiş.

Bir gün Keloğlan ile şehzade sarayın bahçesinde dolaşırken padişah yanlarına gelmiş. Oğluna dönerek, “Artık büyüdün. Ülkeni gezip tanımanın zamanı geldi.” demiş. Sonra yüzü ciddileşmiş ve eklemiş: “Fakat huysuz devin yaşadığı ormana sakın girme. Diyelim ki girdin, orada önüne çıkan hiçbir şeyi yiyip içme.”

Ertesi sabah şehzade seyahatine başlamış. Günlerce yol almış, ovalar aşmış, tepeler geçmiş. Sonunda karşısına padişahın sözünü ettiği orman çıkmış. Yemyeşil ağaçları, rengârenk çiçekleri ve kuş sesleriyle orman öylesine güzel görünüyormuş ki şehzade merakına yenilmiş. “Biraz dolaşıp çıkarım, bundan ne zarar gelir ki?” diye düşünerek içeri girmiş.

Ormanda gezerken sincaplarla oynamış, kuşlara yem vermiş, rengârenk çiçekleri koklamış. Yol aldıkça ormanın daha da derinlerine ulaşmış. Bir süre sonra karşısına çeşit çeşit yiyeceklerle donatılmış büyük bir sofra çıkmış. Uzun zamandır yürüdüğü için çok acıkmış. Sofradaki yemekler öyle iştah açıcı görünüyormuş ki padişahın uyarısını unutmuş. “Birkaç lokmadan ne çıkar?” diyerek sofraya oturmuş. Önce biraz, sonra biraz daha derken karnını iyice doyurmuş. Ardından göz kapakları ağırlaşmış ve bulunduğu yerde derin bir uykuya dalmış.

Tam o sırada yer sarsılmaya başlamış. Ormanın sahibi olan dev çıkagelmiş. Sofrasının başında uyuyan şehzadeyi görünce öfkesinden köpürmüş. Çünkü dev, yiyeceklerini kimseyle paylaşmayı sevmezmiş. Bir an bile düşünmeden şehzadeyi yakalayıp evine götürmüş.

Aradan günler geçmiş. Şehzade saraya dönmeyince padişah büyük bir endişeye kapılmış. Askerlerini dört bir yana göndermiş, ancak hiçbirinden olumlu bir haber alamamış. Keloğlan da en yakın arkadaşının kaybolmasına çok üzülüyormuş. Günlerce düşünüp durmuş. Sonunda şehzadenin devin ormanına gitmiş olabileceği aklına gelmiş. Askerlerin bile çekindiği bu yere gitmeye karar vermiş.

Durumu annesine anlattığında kadın telaşlanmış. “Evladım, sen odun bile kıramıyorsun. Devle karşılaşırsan ne yapacaksın?” demiş. Keloğlan ise gülümseyerek, “Merak etme anacığım. Her iş güçle olmaz. Belki aklımın yardımı dokunur.” diye cevap vermiş ve yola çıkmış.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe demeden ilerlemiş. Sonunda devin ormanına ulaşmış. Arkadaşını ararken şehzadenin oturduğu sofraya rastlamış. Kendisi de çok açmış. Tam yiyeceklere uzanacakken padişahın sözleri aklına gelmiş. Ne kadar iştahı kabarsa da kendini tutmuş ve sofradan uzaklaşmış.

Tam bu sırada yer yine sarsılmaya başlamış. Keloğlan hızla bir çalılığın arkasına gizlenmiş. Dev gelip sofranın başına kurulmuş ve bütün yemekleri afiyetle yemiş. Ardından evine doğru yürümeye başlamış. Keloğlan da sessizce onu takip etmiş.

Dev evine girip büyük koltuğuna oturmuş. Keloğlan ise fark edilmeden içeri süzülmüş. Etrafı dikkatlice incelerken devin hemen yanında duran bir kafes görmüş. Kafesin içinde şehzade varmış. Arkadaşını görünce çok sevinmiş ama onu nasıl kurtaracağını bilememiş.

Bir süre düşündükten sonra aklına parlak bir fikir gelmiş. Cesaretini toplayarak devin karşısına çıkmış ve, “Merhaba. Huysuz dev dedikleri siz misiniz?” diye sormuş.

Dev öfkeyle doğrulmuş. “Sen de kimsin? Evimde ne işin var?” diye kükremiş.

Tam Keloğlan’ı yakalamak üzereyken Keloğlan, “Size çok önemli bir haber getirdim.” demiş.

Bu sözler devin dikkatini çekmiş. “Anlat bakalım, neymiş o haber?” diye sormuş.

Keloğlan ciddi bir yüz ifadesiyle, “Ormandaki kuyunun içinde sizin kadar büyük başka bir dev yaşıyor.” demiş. “Sürekli, ‘Bu kuyu bana dar geliyor. Yakında dışarı çıkıp huysuz devi yeneceğim, evine de ben yerleşeceğim.’ diye övünüp duruyor.”

Bunu duyan dev öfkeden deliye dönmüş. “Göster bana o küstah devi!” diye bağırmış.

Hemen yola koyulmuşlar. Keloğlan önde, dev arkada uzun süre yürümüşler. Sonunda eski bir kuyunun yanına gelmişler. Dev öfkeyle kuyuya eğilmiş. Kuyunun içindeki suda kendi yansımasını görünce gerçekten başka bir devle karşı karşıya olduğunu sanmış.

“Demek beni yenmek isteyen sensin!” diye bağırmış.

Sesi kuyunun içinde yankılanınca aynı sözler geri dönmüş. Dev bunu karşısındaki rakibin meydan okuması sanmış. Daha da sinirlenerek kuyunun içine atlamış. Ancak içeride yalnızca biraz su olduğunu görünce kandırıldığını anlamış. Ne kadar uğraşsa da kuyudan çıkamamış.

Keloğlan vakit kaybetmeden devin evine koşmuş. Kafesin kapısını açarak şehzadeyi kurtarmış. İki arkadaş hemen oradan uzaklaşıp saraya doğru yola çıkmışlar.

Saraya vardıklarında padişah oğlunu sağ salim görünce büyük bir mutluluk yaşamış. Şehzade ile Keloğlan başlarından geçenleri tek tek anlatmışlar.

Keloğlan, şehzade ve padişah yan yana

Padişah, Keloğlan’ın gösterdiği cesareti, sadakati, zekâyı ve kararlılığı takdir etmiş. Onu sarayın önemli görevlerinden biri olan has odabaşılığa getirmiş. Keloğlan da bu görevin inceliklerini kısa sürede öğrenmiş ve yıllarca başarıyla çalışmış.

Annesi ise oğlunun bu başarısını görünce sevinçten gözyaşları dökmüş. “Benim kel oğlum, keleş oğlum sonunda kendine en uygun işi buldu.” diyerek mutluluğunu dile getirmiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı anlatanın, biri onu dinleyenlerin, biri de aklını ve yüreğini birleştirerek zorlukları aşanların başına…

Çocuğunuzun pedagojik gelişimine katkı sağlamak için daha fazla Keloğlan masalı okumak ister misiniz? Öyleyse hemen tıklayın: Keloğlan Masalları

Masal Perisi

Masal Perisi, çocuklar için eğitici ve özgün içerikler üreten bir masal yazarıdır. Çocukların gelişim süreçlerini destekleyen, etik değerleri aşılayan ve hayal gücünü besleyen masallarıyla, ebeveynlere güvenilir ve kaliteli bir okuma kaynağı sunar.

İlgili Masallar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bize destek olun!