Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş küçük bir köyde, annesiyle birlikte yaşayan Keloğlan varmış. Keloğlan, fakir olmasına rağmen neşesini hiç kaybetmez, yardım etmeyi sever, karşılaştığı her zorluğu aklı ve güler yüzüyle aşarmış. En yakın dostu ise yıllardır birlikte yaşadığı, gri tüylü, sevimli eşeğiymiş. Eşek oldukça çalışkanmış ama diğer eşeklerden farklı görünmezmiş. Ta ki o güne kadar…
Bir sabah Keloğlan, odun toplamak için ormana gitmeye hazırlanırken eşeği aniden başını kaldırıp, “Bugün kuzey yolundan gitme, eski çınarın yanındaki patikayı kullan.” demiş. Keloğlan şaşkınlıktan elindeki ipi yere düşürmüş. Gözlerini ovuşturup eşeğine bakmış. “Yok artık! Sen… sen konuşuyor musun?” diye sormuş. Eşek gülümser gibi kulaklarını sallamış. “Evet, konuşuyorum. Ama bunu herkes duyamaz. Yalnızca iyi kalpli insanlar benim sesimi işitebilir.”
Keloğlan önce bunun bir rüya olduğunu düşünmüş. Fakat eşeği ona çocukluğundan beri yaşadığı birçok olayı anlatınca gerçeği anlamış. Heyecandan yerinde duramayan Keloğlan, “Madem konuşabiliyorsun, neden bunca yıl sustun?” diye sormuş. Eşek derin bir nefes alıp, “Çünkü zamanı gelmemişti. Şimdi ise köyümüzü bekleyen büyük bir tehlike var.” demiş.
Bu sözleri duyan Keloğlan’ın yüzündeki gülümseme yerini meraka bırakmış. Eşeği yavaşça yürümeye başlamış. “Beni takip et. Sana her şeyi anlatacağım.” demiş. Birlikte ormanın derinliklerine doğru ilerlemişler. Eski çınar ağacının yanına geldiklerinde ağacın köklerinde parlayan küçük bir taş görmüşler. Eşek, “Bu taş, Dilek Ormanı’nın anahtarıdır. Eğer kötü insanların eline geçerse bütün ormandaki canlılar konuşma yeteneğini kaybeder.” demiş.
Tam o sırada çalıların arasından köyün açgözlü tüccarı çıkmış. Elindeki büyük çuvalı sallayarak, “Demek sihirli taşı burada saklıyorsunuz! Onu satıp zengin olacağım.” diye bağırmış. Keloğlan hemen taşın önüne geçmiş. “Bu taş satılık değil. Orman bütün canlıların evidir.” demiş. Tüccar alay ederek gülmüş. “Bir çocuk ve bir eşek mi beni durduracak?”
Konuşan eşek sakinliğini bozmamış. “Güç yalnızca kuvvette değildir.” dedikten sonra yüksek sesle uzun bir anırmış. O an ormandaki kuşlar gökyüzünü kaplamış, sincaplar dallardan fındık yağdırmış, tavşanlar çalıların arasında hızla koşmaya başlamış. Tüccar ne olduğunu anlayamadan şaşkınlık içinde sağa sola kaçışmış. Başına düşen kozalaklar yüzünden çuvalını bırakıp kaçmak zorunda kalmış.
Keloğlan gülerek, “Demek bütün orman senin dostunmuş.” demiş. Eşek başını sallamış. “İyilik yapan hiçbir zaman yalnız kalmaz.” cevabını vermiş.
Fakat macera henüz bitmemiş. Tam köye dönmeye hazırlanırlarken taşın ışığı sönmeye başlamış. Eşek telaşla, “Birisi Dilek Pınarı’nın suyunu kirletmiş. Eğer gün batmadan temizlenmezse sihir tamamen yok olur.” demiş.
Keloğlan hiç vakit kaybetmeden eşeğinin sırtına atlamış. Birlikte tepeleri, dereleri aşarak pınara ulaşmışlar. Gerçekten de pınarın içine kuru dallar, taşlar ve çöpler dolmuş. Keloğlan hemen kollarını sıvamış. Eşek de güçlü ayaklarıyla büyük kayaları kenara itmiş. O sırada çevrede yaşayan kirpiler dikenleriyle yaprakları toplamış, ördekler suda yüzerek küçük çöpleri kıyıya taşımış, kuşlar da dalları tek tek uzaklaştırmış.
Uzun uğraşlardan sonra pınarın suyu yeniden berraklaşmış. Güneşin son ışıkları suya vurunca pınarın içinden gökkuşağı renginde bir ışık yükselmiş. Rüzgâr hafifçe esmiş, ağaçların yaprakları neşeyle hışırdamış. Eşek gülümseyerek, “Başardık. Doğa, kendisini sevenleri asla unutmaz.” demiş.
Köye döndüklerinde herkes onları merakla karşılamış. Keloğlan olanları anlatınca kimse eşeğin konuştuğuna inanmamış. Bunun üzerine eşek sessizce Keloğlan’ın kulağına eğilmiş ve “Bırak öyle sansınlar. Önemli olan alkış almak değil, doğru olanı yapmaktır.” demiş.

Aradan günler geçmiş. Keloğlan ile eşeği yine birlikte odun taşımış, tarlalarda çalışmış, ihtiyacı olan komşulara yardım etmişler. Eşek yalnızca Keloğlan’la konuşmaya devam etmiş. Çünkü gerçek dostluk, gösterişten değil; güven, sevgi ve iyilikten doğarmış.
O günden sonra Keloğlan ne zaman bir karar vermekte zorlanırsa önce dostunun fikrini sorarmış. Konuşan eşek ise her zaman aynı sözü hatırlatırmış: “İnsan, kalbinin sesini dinlediği sürece en doğru yolu bulur.”
İşte bu yüzden o köyde yaşayan çocuklar yıllar boyunca Keloğlan’ın konuşan eşeğinin hikâyesini dinleyerek büyümüşler. Yardımsever olmayı, doğayı korumayı, dostlarına güvenmeyi ve iyiliğin en büyük sihir olduğunu hiç unutmamışlar.
Ve masal da burada mutlu bir sonla bitmiş.





