Evvel zaman içinde, uzak ülkelerin birinde büyük ve güzel bir orman varmış. Bu ormanda irili ufaklı pek çok hayvan yaşarmış. Ormanın hemen kıyısında ise görkemli bir saray yükselirmiş. Sarayın arkasında, kralın çok sevdiği kocaman bir bahçe bulunurmuş. Bu bahçede rengârenk çiçekler açar, meyve ağaçlarının dalları yere kadar uzanır, ortadaki küçük havuzda nilüferler yüzermiş.
Ormanda yaşayan hayvanların arasında birbirinden hiç ayrılmayan iki arkadaş varmış: fil ile fare. Fil, ormanın en iri hayvanlarından biriymiş. Fare ise neredeyse filin ayağından bile küçükmüş. Onları yan yana gören bazı hayvanlar bu arkadaşlığa şaşırırmış. Oysa fil ile fare, aralarındaki büyüklük farkını hiç önemsemezmiş.
Bir sabah fil ile fare ormanda oyun oynamaya çıkmışlar. Fare önden koşuyor, fil de onu yakalamaya çalışıyormuş. Fare bir taşın arkasına saklanıp seslenmiş: “Haydi, beni bul bakalım!” Fil sağa bakmış, sola bakmış ama fareyi görememiş. “Bu kez seni mutlaka bulacağım!” demiş.
Fare koşarak sarayın bahçesine açılan küçük bir delikten geçmiş. Fil de oyuna öyle dalmış ki önündeki büyük kapının açık olduğunu fark etmeden bahçeye girmiş.
Fil, fareyi yakalamak için çiçeklerin arasından geçerken koca ayağıyla gülleri ezmiş. Kuyruğuyla iki saksıyı devirmiş. Sonra bir ağaca çarpmış ve olgun elmalar patır patır yere dökülmüş. Fil korkuyla geri çekilince bu kez havuzun kenarındaki süslü taşları devirmiş.
Fare saklandığı yerden çıkınca gözlerine inanamamış. “Eyvah! Kralın bahçesini mahvettik!” demiş.
Filin kulakları üzüntüyle aşağı sarkmış. “Ben yaptım. Kral bunu görürse çok kızacak.” demiş.
Tam o sırada saraydan bir görevlinin sesi duyulmuş: “Bahçedeki gürültü de ne? Kim var orada?”
Fil korkuyla farenin arkasına saklanmaya çalışmış. Elbette filin kocaman gövdesi, küçücük farenin arkasından her yandan görünüyormuş.
Fare, “Merak etme. Seni saklayacağım.” demiş.
Önce fili büyük bir gül fidanının arkasına götürmüş. Filin hortumu bir taraftan, kuyruğu öbür taraftan görünmüş. Fare başını sallamış. “Burada olmaz.” demiş.
Sonra bahçedeki çalılıkların arasına götürmüş. Fil çömelmiş, fare de üzerine yapraklar yığmış. Ancak fil hapşırınca bütün yapraklar havaya uçmuş. “Hapşuu!” diye öyle güçlü hapşırmış ki ağaçtaki kuşlar bile korkuyla kanatlanmış.
Fare telaşlanmış. “Biraz daha sessiz hapşıramaz mısın?” diye sormuş.
Fil mahcup bir şekilde, “Ben filim. Hapşırığım da biraz fil gibi oluyor.” demiş.
Fare bu kez bahçıvanın kulübesini görmüş. Kapıyı açıp fili içeri sokmaya çalışmış ama filin yalnızca başı sığmış. Ardından büyük bir örtü bulup filin üzerine atmış. Örtünün altından dört kalın bacak ve uzun bir hortum çıkıyormuş.
Fare, örtünün çevresinde dolaşmış. “Belki kimse fark etmez.” demiş.
Fil şaşkınlıkla, “Sence gerçekten fark etmezler mi?” diye sormuş.
Fare bir süre düşünmüş. Sonra içini çekmiş. “Hayır. İki tonluk bir fili saklamak düşündüğümden daha zormuş.” demiş.
Bu sırada sarayın görevlileri bahçeye yaklaşmaya başlamış. Fil korkudan titriyormuş. Titredikçe kulakları sallanıyor, örtü de sağa sola oynuyormuş.
Fare arkadaşına bakmış. Filin gözlerinde korkudan çok üzüntü olduğunu görmüş. Çünkü fil, yaptığı şeyden gerçekten pişmanmış.
Fare birden durmuş. “Sanırım yanlış yapıyoruz.” demiş.
Fil örtünün altından başını çıkarmış. “Nasıl yani?” diye sormuş.
Fare, “Seni saklarsam bahçeyi kimin bozduğunu da saklamış olurum. Oysa bir yanlış yaptığımızda saklanmak yerine onu düzeltmeye çalışmalıyız.” demiş.
Fil bir süre sessiz kalmış. Sonra başını sallamış. “Haklısın. Korkuyorum ama gidip doğruyu söyleyeceğim.” demiş.
İki arkadaş birlikte saraya doğru yürümüşler. O sırada kral da görevlileriyle birlikte bahçeye gelmiş. Ezilmiş çiçekleri, devrilmiş saksıları ve yere saçılmış elmaları görünce kaşlarını çatmış.
“Bunu kim yaptı?” diye sormuş.
Fil bir adım öne çıkmış. “Ben yaptım. Oyun oynarken dikkat etmedim. Bahçenize zarar verdiğim için çok üzgünüm. Cezam ne olursa kabul edeceğim.” demiş.
Fare de filin yanına geçmiş. “Ben de onunla oynuyordum. Onu buraya kadar ben getirdim. Sonra da saklamaya çalıştım. Benim de hatam var.” demiş.
Kral iki arkadaşa uzun uzun bakmış. Fil korkuyla beklerken fare onun ayağının yanında durmuş.
Sonunda kral, “Bahçeme zarar vermenize kızdım. Fakat gelip doğruyu söylemeniz beni sevindirdi. Size ceza vermek yerine bu bahçeyi eski hâline getirmenizi istiyorum.” demiş.
Fil ile fare hemen işe koyulmuş. Fil hortumuyla devrilen saksıları kaldırmış, ağaçları sulamış ve ağır taşları yerlerine koymuş. Fare ise küçük patileriyle toprağı düzeltmiş, dökülen tohumları toplamış ve ezilen çiçeklerin yerine yenilerinin dikilmesine yardım etmiş.
Gün batarken bahçe yeniden güzelleşmeye başlamış. Kral onların çalışmasını görünce gülümsemiş. Fil de derin bir nefes almış.
Dönüş yolunda fare, filin sırtına çıkmış. Fil gülerek, “Beni saklayamadın ama başımı beladan kurtardın.” demiş.

Fare de gülmüş. “Bazen bir dostu kurtarmanın yolu onu saklamak değil, doğruyu söylemesi için yanında durmaktır.” demiş.
O günden sonra fil bahçelerin yakınında koşarken çok daha dikkatli olmuş. Fare de çözemediği bir sorunu gizlemeye çalışmak yerine onunla yüzleşmeyi öğrenmiş. İki dost, büyüklüğün gövdede değil, hatasını kabul edebilecek bir yürekte olduğunu hiç unutmamış.
Derler ki o ormanda hâlâ bir fil saklanmak istediğinde hayvanlar gülerek şöyle dermiş: “Koca fili yaprağın altına saklayabilirsin belki ama gerçeği hiçbir yaprağın altına saklayamazsın.”





