Bir varmış, bir yokmuş. Portakal çiçeklerinin koktuğu bir bahçede küçük bir fil yaşarmış. Bir gün tavşanla yan yana oturup bulutları seyretmişler. Tavşan, denizin üstünde yüzen kocaman bir gemi çizmek istediğini söylemiş. Küçük filin aklına evindeki kırmızı boya kutusu gelmiş. “Yarın kahvaltıdan sonra boyalarımı getiririm. Birlikte resim yaparız.” demiş.
Tavşan sevinçle kulaklarını kaldırmış. “Ben de büyük kâğıtları ve fırçaları hazırlayayım.” diye karşılık vermiş. Ertesi sabah küçük fil kahvaltısını bitirmiş. Tam odasına gidecekken pencereden sincabı görmüş. Sincap bahçede tahta parçalarından bir köprü kuruyormuş. Küçük fil ona iki parça uzatmak için dışarı çıkmış. Derken köprünün üstünden bir oyuncak araba geçirmeye başlamışlar.
Köprü bir yana eğilince ikisi de gülmüş. Küçük fil yeni bir parça ararken çiçekli masayı görmüş. Tavşan masanın üzerine kâğıt seriyormuş. Fil birden durmuş. “Boyaları götürecektim!” demiş. Sincaba dönüp arkadaşına verdiği sözü anlatmış. “Oyuna sonra devam edebiliriz.” diye eklemiş. Sincap başını sallamış. Küçük fil köprünün yanından ayrılıp eve gitmiş.
Fakat kırmızı boya kutusu rafında yokmuş. Küçük fil masanın altına, çekmecesine ve oyuncak sepetine bakmış. Hiçbirinde bulamamış. Geçen hafta boyaları pikniğe götürdüklerini hatırlayınca babasına seslenmiş. Babası da mutfaktan gelip birlikte bakmayı önermiş. Küçük fil kapıya göz atmış. Tavşan onu bekliyormuş. Kutuyu ararken daha çok zaman geçebilirmiş.
“Önce tavşana haber vermek istiyorum.” demiş. Babası onunla bahçeye çıkmış. Küçük fil masanın yanına gidip arkadaşına durumu anlatmış. “Oyuna dalıp geciktim. Şimdi de boya kutumu bulamadım. Babamla arayacağız.” demiş. Tavşan elindeki fırçayı bırakmış. “Birlikte boyamak istiyordum.” diye karşılık vermiş. Küçük fil başını eğmiş. “Biliyorum. Seni beklettiğim için üzgünüm.” demiş.

Birlikte ne yapabileceklerini düşünmüşler. Tavşan boyalar gelene kadar geminin çizgilerini hazırlamaya karar vermiş. Küçük fil de babasıyla eve dönmüş. Piknik sepetini bulmuşlar ama içinde yalnızca bir örtü varmış. Örtüyü kaldırınca altından iki tahta kaşık çıkmış. Küçük fil gülümsemiş. “Boyalarımız çorba yapmaya gitmiş olabilir mi?” diye sormuş. Sonra sepetin yanındaki çantaya bakmış.
Babasının yardımıyla çantayı alçak masaya indirmişler. Küçük fil içindeki resim defterini çıkarınca kırmızı kutu görünmüş. “Buradaymış!” diye sevinmiş. Kapağını açıp boyaların yerinde olduğunu kontrol etmiş. Ardından iki patisiyle kutuyu tutup bahçeye çıkmış. Babası kapıdan ona el sallamış. Küçük fil bu kez yol üzerindeki köprüde durmamış; doğruca çiçekli masaya gitmiş.

Tavşan geminin kocaman yelkenini çizmiş, küçük fil için de yanına bir sandalye koymuş. Fil kutuyu masaya bırakmış. “Boyaları getirdim.” demiş. Tavşan ona bakıp gülümsemiş. “Geldiğine sevindim. Şimdi denizi birlikte boyayabiliriz.” diye karşılık vermiş. Küçük fil oturmuş. Kırmızı boya kutusunun içinden mavi boyayı çıkarırken arkadaşının hazırladığı boş yere bakmış. Verdiği sözün tavşanın planında bir yeri varmış.
Birlikte dalgalar, küçük balıklar ve turuncu bir güneş boyamışlar. Küçük fil güneşi biraz yamuk yapınca tavşan yanına eğri bir bulut eklemiş. İkisi de gülmüş. Resim kururken sincap köprüsünü göstermeye gelmiş. Küçük fil, “Resmimizi kaldırınca yanına gelebilirim.” demiş. Bu kez önce elindeki işi düşünmüş. Sonra tavşanla fırçaları temizleyip boyaları toplamışlar.

Akşam kırmızı kutuyu rafına yerleştirirken küçük fil sabahı hatırlamış. Bir söz verince arkadaşının da ona göre hazırlandığını öğrenmiş. Bir aksilik olduğunda susmak yerine anlatabileceğini de biliyormuş. Yatağına uzandığında gözünün önüne gemileri gelmiş. Yan yana boyadıkları mavi dalgalar, iki arkadaşın gününü aynı resimde buluşturmuş. Küçük fil huzurla gözlerini kapatmış.
Gökten üç elma düşmüş: Biri sözünü hatırlayıp emek veren küçük file, biri arkadaşını dinleyip birlikte çözüm bulanlara, biri de bu masalı dinleyen tüm çocuklara.





