Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde yemyeşil ağaçların gökyüzüne uzandığı, rengârenk çiçeklerin dört bir yanı süslediği büyük bir orman varmış. Bu ormanda, geceleri ışığıyla çevresini aydınlatan küçük bir ateş böceği yaşarmış. Ateş böceğinin ışığı ne bir yıldız kadar uzak ne de ay kadar büyükmüş. Yine de karanlık çöktüğünde minik bedeni, gecenin içinde parlayan güzel bir ışığa dönüşürmüş. Fakat ateş böceği kendi ışığından hiç memnun değilmiş. Ormandaki diğer canlılara baktıkça kendisini yetersiz hissedermiş.
Bir akşam ateş böceği, bir ağacın dalında şarkı söyleyen bülbülü dinlemiş. Bülbülün sesi o kadar güzelmiş ki ormandaki bütün canlılar sessizce onu dinliyormuş. Ateş böceği içini çekerek, “Keşke benim de böyle güzel bir sesim olsaydı. O zaman herkes beni sever ve beğenirdi.” demiş.
Ertesi gün ateş böceği, çiçeklerin arasında uçuşan kelebeği görmüş. Kelebeğin rengârenk kanatları güneşin altında ışıl ışıl parlıyormuş. Ateş böceği yine kendi hâline üzülmüş. “Keşke benim de böyle güzel kanatlarım olsaydı. Herkes bana hayranlıkla bakardı.” diye düşünmüş.
Bir başka gün, ormanda hızla koşan tavşana rastlamış. Tavşan öyle hızlıymış ki birkaç sıçrayışta gözden kayboluyormuş. Ateş böceği onun ardından bakarak, “Ben de onun kadar hızlı olsaydım çok özel olurdum.” diye söylenmiş.
Ormanın yaşlı baykuşu, ateş böceğinin günlerdir üzgün dolaştığını fark etmiş. Bir akşam yanına konup, “Neden böyle düşüncelisin, küçük ateş böceği?” diye sormuş. Ateş böceği başını öne eğerek, “Çünkü bülbül gibi güzel şarkı söyleyemiyorum, kelebek gibi renkli kanatlarım yok, tavşan gibi hızlı koşamıyorum. Diğerlerinin yanında benim hiçbir özelliğim yokmuş gibi hissediyorum.” demiş.
Baykuş sakin bir sesle, “Peki, kendi ışığını hiç düşündün mü?” diye sormuş. Ateş böceği şaşkınlıkla, “Işığımı mı? O çok küçük. Kimse onunla ilgilenmiyor.” diye cevap vermiş. Baykuş gülümseyerek, “Bir özelliğin büyük ya da küçük olması onu değersiz yapmaz. Bazen küçücük bir ışık, kocaman bir karanlığı aydınlatabilir.” demiş.
Ateş böceği bu sözleri düşünmeye başlamış. Fakat henüz baykuşun ne demek istediğini tam olarak anlayamamış.
O gece ormanda beklenmedik bir olay yaşanmış. Gökyüzünü koyu bulutlar kaplamış, ay ve yıldızlar görünmez olmuş. Ardından yoğun bir sis çökmüş. Karanlık öylesine artmış ki hayvanlar yuvalarına giden yolları bulamaz hâle gelmiş. Tavşan yönünü şaşırmış, karıncalar yuvalarının girişini bulamamış, kelebek ise güvenli bir yere konamamış.
Hayvanlar korkuyla sağa sola bakarken yaşlı baykuş yüksek bir dala konmuş ve seslenmiş: “Sakin olun! Yolumuzu bulmamıza yardım edecek biri var.” Hayvanlar merakla baykuşa bakmış. Baykuş, ateş böceğini işaret ederek, “Onun ışığı bize yol gösterebilir.” demiş.
Ateş böceği şaşkınlıkla, “Ben mi? Ama benim ışığım çok küçük!” diye karşılık vermiş. Baykuş gülümsemiş. “Bazen ihtiyaç duyulan şey, en büyük ışık değil, karanlıkta görülebilen küçük bir ışıktır.” demiş.
Ateş böceği derin bir nefes almış ve ışığını yakmış. Minicik bedeni sisin içinde altın renkli bir nokta gibi parlamış. Sonra yavaşça uçmaya başlamış. Diğer hayvanlar da onu takip etmiş. Ateş böceği önden giderek güvenli yolu göstermiş. Kısa süre sonra tavşan yuvasına, karıncalar yuvalarına, kelebek de güvenli bir ağacın dalına ulaşmış.
Sis dağıldığında bütün hayvanlar ateş böceğinin çevresinde toplanmış. Tavşan, “Senin ışığın olmasaydı evimi bulamazdım.” demiş. Kelebek, “Bu gece senin sayende kendimi güvende hissettim.” diye eklemiş. Bülbül de gülümseyerek, “Ben güzel şarkılar söyleyebilirim ama bu gece senin ışığın hepimize yol gösterdi.” demiş.
Ateş böceği bir süre sessizce etrafına bakmış. İlk kez kendi ışığını başkalarının ışığıyla karşılaştırmadan görmüş. Işığı küçükmüş, ama bir işe yarıyormuş. Üstelik başka hiçbir canlının sahip olmadığı bir özelliği varmış.
Ateş böceği yaşlı baykuşun yanına giderek, “Şimdi anlıyorum. Değerli olmak, herkes gibi olmak değilmiş. Ben başkalarına benzemeye çalışmak yerine kendi özelliklerimi kullanabilirim.” demiş. Baykuş başını sallayarak, “İşte şimdi kendi ışığını buldun.” diye cevap vermiş.
O günden sonra ateş böceği artık bülbülün sesiyle, kelebeğin güzelliğiyle veya tavşanın hızıyla kendisini kıyaslamamış. Kendi ışığını sevmiş ve gerektiğinde başkalarına yol göstermekten mutluluk duymuş.

Ateş böceği sonunda anlamış ki insanın, hatta ormandaki en küçük canlının bile değeri başkalarının onu ne kadar beğendiğiyle ölçülmezmiş. Asıl değer, insanın kendisinde bulunan güzellikleri fark etmesi ve onları iyilik için kullanmasıymış.
O geceden sonra ormanda karanlık ne zaman çökerse küçük bir ışık mutlaka görünürmüş. O ışık, yalnızca ormanın yollarını değil, kendisini başkalarıyla kıyaslayanların kalplerini de aydınlatırmış.





