Bir zamanlar yemyeşil bir ormanda, çevikliğiyle tanınan bir tavşan yaşarmış. Bu tavşan çok hızlı koştuğu gibi çok hızlı da karar verirmiş. Bir şey hakkında düşünmek yerine hemen harekete geçmeyi severmiş. Ormandaki hayvanlar onun bu özelliğine bazen hayran kalır, bazen de endişelenirmiş.
Bir sabah tavşan, çimenlerin arasında dolaşırken parlak bir taş görmüş. Taş güneş ışığında öyle güzel parlıyormuş ki tavşan onun çok değerli bir hazine olduğuna hemen karar vermiş. Hiç araştırmadan taşı alıp saklamış. Kendi kendine, “Bu taşı bulan ilk hayvan benim. Artık ormanın en zengin hayvanı olacağım.” demiş.
Tavşan, taşı sakladıktan sonra durumu kimseye anlatmamış. Ancak aklı sürekli taşta kalıyormuş. O gün oyun oynamamış, arkadaşlarıyla konuşmamış ve yiyecek toplamayı bile ihmal etmiş. Akşam olduğunda merakı daha da artmış. “Bu taşın kesin çok büyük bir değeri vardır.” diye düşünmüş.
Ertesi gün tavşan, taşı satmak için ormanın öbür ucuna gitmeye karar vermiş. Yol uzun ve yorucuymuş ama tavşan yine de hiç düşünmeden yola çıkmış. Yaşlı baykuş onu görünce, “Nereye böyle aceleyle gidiyorsun?” diye sormuş. Tavşan ise, “Büyük bir hazine buldum. Zengin olmaya gidiyorum!” demiş.
Baykuş sakin bir sesle, “Önce taşın ne olduğunu öğrensen daha iyi olmaz mı?” diye sormuş. Fakat tavşan onu dinlememiş. “Buna gerek yok. Ben kararımı çoktan verdim.” demiş. Sonra hızla koşup gözden kaybolmuş.
Uzun bir yolculuktan sonra tavşan, bilgili porsuğun yaşadığı bölgeye ulaşmış. Taşı gururla porsuğa göstermiş. Porsuk taşı dikkatlice incelemiş, çevirmiş ve gülümsemiş. Ardından, “Bu değerli bir taş değil. Sadece güneşte parlayan sıradan bir çakıl taşı.” demiş.
Tavşan duyduklarına inanamamış. Günlerdir kurduğu hayaller bir anda dağılmış. Üstelik bu yolculuk sırasında yiyecek toplamamış ve çok yorulmuş. Başını eğerek, “Demek boş yere bu kadar uğraştım.” demiş.
Üzgün bir şekilde geri dönerken yolunu şaşırmış. Acele ettiği için geçtiği yolları dikkatlice incelememişmiş. Bir süre sonra kendisini tanımadığı bir bölgede bulmuş. Tam o sırada karşısına yaşlı kaplumbağa çıkmış.
Kaplumbağa tavşanın üzgün hâlini görünce ne olduğunu sormuş. Tavşan başından geçenleri bir bir anlatmış. Kaplumbağa dikkatle dinledikten sonra, “Hızlı olmak bazen faydalıdır ama düşünmeden karar vermek çoğu zaman sorun çıkarır.” demiş. Tavşan bu sözleri sessizce dinlemiş.
Birlikte yürürlerken kaplumbağa ona çevredeki işaretleri göstermiş. Böylece tavşan dönüş yolunu bulabilmiş. Yol boyunca tavşan yaptığı hataları düşünmüş. “Keşke önce araştırıp sonra karar verseydim.” diyerek pişmanlığını dile getirmiş.
Ormana döndüğünde ilk iş olarak baykuşun yanına gitmiş. Saygıyla, “Bana verdiğin öğüdü dinlemediğim için üzgünüm.” demiş. Baykuş gülümseyerek, “Önemli olan hatadan ders çıkarmaktır.” diye cevap vermiş. Tavşan da başını sallayarak bu sözleri kabul etmiş.
O günden sonra tavşan yine hızlı koşmuş ama karar verirken acele etmemiş. Bir iş yapmadan önce araştırmış, düşünmüş ve gerekirse arkadaşlarının fikrini almış. Zamanla daha başarılı ve daha mutlu bir hayvan olmuş. Ormandaki diğer hayvanlar da onun bu değişimini takdir etmiş.

Bu olaydan sonra tavşan, genç hayvanlara sık sık yaşadıklarını anlatırmış. Onlara, “Bir karar vermeden önce durup düşünün.” dermiş. Çünkü hızlı verilen her karar doğru olmayabilirmiş. Akıl ve sabır, çoğu zaman hızdan daha değerliymiş.
Öğüt: Aceleyle verilen kararlar insanı hataya sürükleyebilir. Doğru karar vermek için düşünmek, araştırmak ve sabırlı olmak gerekir.





