Öteden beri yemyeşil çayırları, berrak dereleri ve yüksek ağaçlarıyla bilinen büyük bir ormanda birçok hayvan huzur içinde yaşarmış. Bu ormanın kenarında, annesiyle birlikte yaşayan bembeyaz tüylü, sevimli bir kuzu varmış. Küçük kuzu, herkes tarafından dürüstlüğü ve nazik davranışlarıyla tanınırmış. Yanlışlıkla bile olsa bir hata yaptığında bunu hemen kabul eder, kimseyi kandırmayı aklından bile geçirmezmiş. Annesi ona her zaman, “Doğruluk insanın da hayvanın da en değerli hazinesidir.” dermiş. Kuzu da bu sözü hiç unutmazmış.
Bir sabah güneş, ormanın üzerine altın renkli ışıklarını serperken kuzu, dere kenarına su içmeye gitmiş. Suyun sessizce akışını izleyerek eğilmiş ve kana kana su içmeye başlamış. O sırada derenin yukarı tarafında dolaşan iri bir kurt, küçük kuzuyu fark etmiş. Karnı çok aç olan kurt, kolay bir av bulduğunu düşünerek ağır adımlarla dere kıyısına yaklaşmış. Ancak saldırmadan önce kendine bir bahane bulmak istemiş.
Kurt sert bir sesle, “Ey kuzu! Suyumu neden bulandırıyorsun?” diye bağırmış. Küçük kuzu şaşkınlıkla başını kaldırmış. Dereye dikkatlice baktıktan sonra sakin bir sesle, “Ben suyun aşağı tarafındayım. Su bana doğru akıyor. Sizin bulunduğunuz yere suyu bulandırmam mümkün değil.” demiş.
Kurt, kuzunun doğru söylediğini anlamış ama pes etmek istememiş. Kaşlarını çatıp, “Öyleyse geçen yıl bana kötü söz söyleyen sendin.” demiş. Kuzu saygısını bozmadan cevap vermiş. “Geçen yıl ben daha doğmamıştım. Size kötü söz söylemiş olmam mümkün değildir.” demiş.
Kurdun yüzü iyice asılmış. Söylediği her sözün boşa çıktığını görünce başka bir suç bulmaya çalışmış. “O hâlde bunu kardeşin yapmıştır.” demiş. Kuzu başını hafifçe sallayarak, “Benim kardeşim yok. Ayrıca bir başkasının yaptığı yanlış yüzünden kimse suçlanmamalıdır.” diye karşılık vermiş.
Kurt, kuzunun her cevabının doğru ve düşünceli olduğunu görünce bir an duraksamış. Hayatı boyunca birçok hayvanı korkutarak istediğini elde etmişti. İlk kez biri ona bağırmadan, korkmadan ve yalan söylemeden cevap veriyordu. Küçük kuzunun sakinliği, dürüstlüğü ve cesareti kurdun içinde uzun zamandır hissetmediği bir duygu uyandırmıştı.
Tam o sırada yaşlı bir baykuş, yakındaki meşe ağacının dalından olup bitenleri izliyormuş. Sessizce aşağı süzülüp ikisinin yanına konmuş. “Gerçekler güneş gibidir.” demiş. “Bulutlar onu bir süre saklayabilir ama sonunda yine ortaya çıkar. Bu kuzu yalnızca doğruyu söyledi. Sen ise öfken yüzünden gerçeği görmek istemedin.”
Kurt, baykuşun sözlerini duyunca başını öne eğmiş. Bir süre hiçbir şey söylememiş. Sonra derin bir nefes alarak, “Haklısınız.” demiş. “Ben suç ararken gerçeği dinlemeyi unuttum.” İlk kez hatasını kabul etmiş ve kuzudan özür dilemiş.

Küçük kuzu gülümseyerek, “Hata yapmak kötü değildir. Önemli olan hatayı anlayıp düzeltmeye çalışmaktır.” demiş. Kurt bu sözlerden çok etkilenmiş. O günden sonra kimseyi suçlamadan önce olayları dikkatlice dinlemeye karar vermiş. Ormandaki hayvanlar da kurdun davranışlarının değiştiğini görünce ona yeniden güvenmeye başlamışlar.
Zaman geçmiş, ormanda huzur yeniden güçlenmiş. Küçük kuzu ise dürüstlüğün bazen en güçlü savunma olduğunu herkese göstermiş. Hayvanlar, ne zaman bir anlaşmazlık yaşasalar önce gerçeği araştırır, sonra karar verirlermiş. Böylece haksızlıkların çoğu daha başlamadan sona erermiş.
O günden sonra ormanda yaşayan herkes şu sözü dilden dile anlatmış: Doğruluk, en güçlü sesi bile susturur; çünkü gerçek, sonunda mutlaka ortaya çıkar.





