11+ Yaş Masalları7-8 Yaş Masalları9-10 Yaş MasallarıUzun Masallar

Ayağına Diken Batan Serçecik

Serçenin serüven dolu yolculuğu söz ve emanetin önemini anlatır.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzak ülkelerin birinde yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanda, güneşli bir sabah, minik bir serçe dalların arasında sevinçle uçuyormuş. Bir dala konuyor, ardından çimenlerin üzerine iniyor, oradan da başka bir çalılığa sıçrıyormuş. Kırlarda neşeyle dolaşırken ansızın ayağında keskin bir acı hissetmiş. Sivri bir diken, küçük ayağına saplanmış. Serçe gagasıyla dikeni çıkarmaya uğraşmış ama ne kadar denediyse başarılı olamamış. Acıyla cıvıldayarak kanatlarını çırpmış ve kendisine yardım edebilecek birini bulmak için çevresine bakınmış.

Biraz ileride, ağaçların arasına kurulmuş küçük bir kulübe fark etmiş. Kulübenin bacasından ince ince duman yükseliyor, açık penceresinden çevreye yeni pişmiş ekmek kokusu yayılıyormuş. Serçe, güzel kokuyu izleyerek kulübeye ulaşmış. Kapının önünde yaşlı bir nine oturuyor, buruşuk elleriyle hamur yoğuruyormuş. Nine bir yandan hamura şekil veriyor, bir yandan da fırındaki ekmeklerin pişip pişmediğini kontrol ediyormuş.

Serçe yavaşça alçalmış ve ninenin hemen önüne konmuş. Acıyan ayağını havaya kaldırarak ince sesiyle, “Nineciğim, ayağıma bir diken battı. Ne kadar uğraştıysam çıkaramadım. Lütfen bana yardım eder misin?” diye sormuş. Nine başını kaldırıp serçeye şefkatle bakmış. “Elbette yardım ederim, küçük misafirim. Gel de ayağına bir bakalım.” demiş.

Yaşlı nine serçeyi dikkatlice avucuna almış. Ayağına saplanan diken bir iğne kadar inceymiş ve oldukça derine girmiş. Nine gözlüğünü takmış, dikeni iki parmağının arasına almış ve serçenin canını fazla yakmadan yavaşça çekip çıkarmış. Serçe bir an acıyla cıvıldasa da diken çıkar çıkmaz rahatlamış. Ayağını birkaç kez oynattıktan sonra neşeyle kanat çırpmaya başlamış.

Nine Serçeciğin ayağındaki dikeni dikkatle çıkarıyor

Serçe, “Oh, dünya varmış! Beni bu acıdan kurtardığın için sana çok teşekkür ederim.” demiş. Ardından ninenin avucundaki dikene bakarak, “Fakat o dikeni saklamalısın. Biraz dolaşıp geri geleceğim ve dikenimi senden alacağım. Döndüğümde onu bulamazsam pişirdiğin ekmeklerden birini alırım.” diye eklemiş.

Nine, serçenin bu sözlerine gülmüş. “Ufacık bir diken ne işine yarayacak bilmem ama sen öyle istiyorsan saklarım.” demiş. Serçe ninenin sözünü duyunca gönül rahatlığıyla havalanmış ve ağaçların arasından gözden kaybolmuş.

Aradan bir süre geçmiş. Nine hamur işlerini bitirirken serçenin bıraktığı diken gözüne ilişmiş. Önce onu saklamayı düşünmüş, sonra kendi kendine, “O küçücük kuş kim bilir şimdi nerededir. Bir daha buraya döneceği de yok. Üstelik bu dikenin ne ona ne de bana bir faydası var.” demiş. Dikeni yerden almış ve yanan fırının içine atmış. İncecik diken ateşe değer değmez yanıp kül olmuş.

Çok geçmeden serçe kanat çırparak kulübeye geri gelmiş. Kapının önüne konup heyecanla, “Nine ben geldim! Dikenimi geri verir misin?” diye sormuş. Nine yaptığından çekinerek başını öne eğmiş. “Kusuruma bakma, serçecik. Geri döneceğini düşünmedim. Dikenin hiçbir işe yaramayacağını sanıp onu fırına attım. Ne yazık ki çoktan yanıp kül oldu.” demiş.

Ninenin sözünü tutmadığını öğrenen serçe çok öfkelenmiş. Gözleri kızgınlıkla parlamış ve, “Ben sana dikenimi saklamanı söylemiştim. Sen de bana söz vermiştin. Madem emanetimi korumadın, ben de söylediğim gibi ekmeklerinden birini alacağım!” demiş. Hızla fırına doğru uçmuş, mis gibi kokan ekmeklerden birini gagasıyla yakalamış ve nine daha ne olduğunu anlayamadan gökyüzüne yükselmiş.

Serçe ekmeğiyle birlikte uzun süre uçmuş. Dağları aşmış, tepelerin üzerinden geçmiş, derelerin kıvrımlarını takip etmiş. Sonunda geniş ve yemyeşil bir yaylaya varmış. Çimenlerin üzerinde koyunlar sakince otluyor, sürünün çobanı ise büyük bir ağacın gölgesinde oturmuş kaval çalıyormuş. Uzun yolculuktan yorulan serçe, biraz dinlenmek için çobanın yanına inmiş ve gagasında taşıdığı ekmeği yere bırakmış.

Serçecik ekmeğini yayladaki çobana emanet ediyor

Çobana dönerek, “Bu güzel ekmeği seninle paylaşmak istiyorum. Fakat şimdi kısa bir süreliğine buradan ayrılacağım. Ben dönünceye kadar ekmeğe sakın dokunma. Eğer sabredemez ve onu yersen süründeki en semiz koyunu alıp götürürüm!” demiş.

Çoban, küçücük serçeye ve yerdeki kocaman ekmeğe bakıp gülmüş. İçinden, “Bu kuşun boyu ne, sözü ne? O minicik gagasıyla bir koyunu nasıl götürecekmiş?” diye geçirmiş. Serçe uçup uzaklaştıktan sonra taze ekmeğin kokusu çobanın iştahını kabartmış. Bir süre beklemeye çalışsa da sonunda dayanamamış. Ekmeği parçalara ayırmış, sütüne doğramış ve afiyetle yemiş.

Bir müddet sonra serçe yaylaya geri dönmüş. Ekmeğin yerinde olmadığını görünce çobana, “Söyle bakalım, ben yokken verdiğin sözü tuttun mu? Ekmeğim nerede?” diye sormuş. Çoban yaptığına pişman olmuş ve başını önüne eğerek, “Beni bağışla, kuş kardeş. Ekmeğin kokusuna dayanamadım. Onu sütüme doğrayıp yedim.” demiş.

Serçe öfkeyle kanatlarını çırpmış. “Demek sen de sözünde durmadın! Öyleyse ben de söylediğimi yapar, sürünün en semiz koyununu alırım.” demiş. Sürüye doğru hızla uçmuş, koyunların arasındaki en iri ve besili olanı seçmiş. Onu gagasıyla yakalayıp bir anda havaya kaldırmış. Çoban, küçücük kuşun koca koyunu nasıl taşıdığına akıl erdiremeden şaşkınlıkla arkalarından bakakalmış.

Serçe, koyunla birlikte yine dağların ve ovaların üzerinden uçmuş. Rüzgâr tüylerini savururken aşağıda kalabalık bir düğün evi görmüş. Evin dört bir yanı renkli süslerle donatılmış, insanlar neşeyle konuşup eğleniyormuş. Serçe aşağıya inmiş ve koyunu düğün evinin bahçesine bırakmış.

Serçecik koyunu düğün sahibine emanet ediyor

Düğün sahibine seslenerek, “Bu koyunu sana emanet ediyorum. Birazdan buraya geri geleceğim. Ben dönene kadar ona gözün gibi bakmalısın ve zarar vermemelisin. Koyunumu yerinde bulamazsam çok kızarım!” demiş.

Ev sahibi serçeye bakmış ve onun söylediklerini ciddiye almadan gülümsemiş. İçinden, “Şu küçücük kuş bize ne yapabilir? Hazır düğün varken bu koyunla konuklara güzel bir ziyafet çekeriz.” diye düşünmüş. Serçe uzaklaşır uzaklaşmaz ev sahibi dediğini yapmış, yemekler hazırlatmış ve düğüne gelen misafirlere dağıtmış.

Serçe bir süre sonra düğün evine dönmüş. Emanet ettiği koyunu göremeyince bahçenin üzerinde birkaç tur atmış. Sonunda olanları öğrenince öylesine güçlü bir çığlık atmış ki çalgılar durmuş, düğündeki herkes susarak ona bakmış. Serçe öfkeyle, “Ben size koyunumu korumanızı söyledim. Siz de sözünüzü tutmadınız. Emanete sahip çıkmayan yaptığının karşılığını görür!” demiş. Ardından bir anda gelini giysisinden dikkatlice yakalamış ve onunla birlikte gökyüzüne yükselmiş.

Gelin, çok korkmuş ancak serçe onu düşürmeden büyük bir özenle taşıyormuş. Birlikte tepelerin, dağların ve geniş ovaların üzerinden geçmişler. Serçe uzun süre uçunca çok susamış. Aşağıda berrak sular akan bir çeşme görünce yeryüzüne inmiş. Gelini çimenlerle kaplı yumuşak bir yere bırakmış ve çeşmeden su içmeye başlamış.

Serçe tam susuzluğunu giderirken uzaktan gelen içli bir türkü işitmiş. Sesin geldiği tarafa baktığında, yol kenarında yürüyen genç bir davulcu görmüş. Davulcu, elindeki davula ahenkle vuruyor ve hüzünlü bir ezgi söylüyormuş. Serçe su içmeyi bırakıp onun yanına yaklaşmış.

“Davulcu kardeş, sana bir teklifim var. Yanımdaki bu güzel gelini sana versem sen de karşılığında davulunu bana verir misin?” diye sormuş. Davulcu başını kaldırıp gelini görünce şaşkınlıktan bir süre konuşamamış. Çünkü karşısındaki gelin, uzun zamandır sevdiği genç kızmış. Kızın babası, davulcuyu yoksul bulduğu için kızını ona vermemiş ve zengin bir adamla evlendirmeye karar vermiş. Sevdiğini yeniden karşısında gören davulcunun gözleri dolmuş, yüreği sevinçle çarpmaya başlamış.

Davulcu hiç düşünmeden davulunu serçeye uzatmış ve, “Bu davul artık senindir, minik dostum. Sevdiğime kavuşmamı sağladığın için sana ne kadar teşekkür etsem azdır.” demiş. Serçe davulu almış, gelini sevdiği davulcunun yanında bırakmış ve neşeyle kanatlanmış. Köyün en yüksek minaresine konduktan sonra davula vurmaya başlamış.

Serçecik minarede neşeyle davul çalıyor

Serçenin çaldığı davulun sesi köyden yaylaya, yayladan dağlara kadar yankılanmış. Davulcu sevdiğine kavuştuğu için mutluluktan havalara uçmuş. Minik serçe ise elde ettiği davulunu çala çala gökyüzünde uzaklaşmış.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş: Biri verdiği sözü tutanların, biri kendisine bırakılan emaneti koruyanların, biri de bu masalı dinleyenlerin başına.

Masal Perisi

Masal Perisi, çocuklar için eğitici ve özgün içerikler üreten bir masal yazarıdır. Çocukların gelişim süreçlerini destekleyen, etik değerleri aşılayan ve hayal gücünü besleyen masallarıyla, ebeveynlere güvenilir ve kaliteli bir okuma kaynağı sunar.

İlgili Masallar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bize destek olun!