Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kıyısında küçük bir tavşan yaşarmış. Evinin önünde papatyalar açar, penceresine sabah güneşi vururmuş. Tavşan, arkadaşları sincap ve kirpiyle bahçede oynamayı pek severmiş. Ancak son günlerde aklı hep tabletindeki bir oyundaymış. Renkli taşları birleştirerek yollar yapıyor, her yolun sonunda yeni bir bahçe açıyormuş.
Bir sabah tavşan, kahvaltıdan sonra minderine oturup tabletini eline almış. Önce sarı taşları dizmiş, sonra mavi taşları toplamış. Tam bırakacakken ekranda yeni bir bahçe belirmiş. “Şurayı da açayım.” diye mırıldanmış. Derken başka bir yol, başka bir kapı çıkmış karşısına. Pencerenin önündeki güneşli çizgi yavaş yavaş uzarken tavşan yerinden kalkmamış.
Az sonra dışarıdan sesler gelmiş. Sincapla kirpi, bahçe kapısında onu bekliyormuş. Sincap elindeki geniş yaprağı sallamış. “Yağmur birikintisinde yaprak tekneleri yüzdüreceğiz. Sen de gelir misin?” diye sormuş. Tavşan gözlerini ekrandan ayırmadan “Birazdan gelirim!” demiş. Arkadaşları dut ağacının altına gitmiş. Tavşan ise bitirdiği yolun ardından bir yenisine başlamış.

Annesi yanına oturduğunda tavşan hâlâ taşları yerleştiriyormuş. “Arkadaşlarına birazdan geleceğini söylemiştin.” diye hatırlatmış. Tavşan başını kaldırmış. “Biliyorum ama her bitirdiğimde yeni bir bölüm açılıyor.” demiş. Annesi ekrana bakmış. “Merak ediyorsun. İstersen şimdi oyunu kaydedelim. Sonraki bölüm, yeniden oynayacağın zamana kadar seni bekleyebilir.” diye karşılık vermiş.
Tavşan bir süre düşünmüş. O sırada açık pencereden sincabın gülüşü duyulmuş. Ardından kirpi seslenmiş. “Benim teknem kıyıya yanaştı!” Tavşan merakla kulaklarını dikmiş. Tableti dizlerinin üzerine indirip pencereye yaklaşmış. Dut ağacının altında iki küçük yaprak suyun üzerinde dönüyormuş. “Acaba benim teknem nasıl olur?” diye düşünmüş. Oyununu kaydedip tableti masaya bırakmış.
Bahçeye çıktığında toprağın yağmurdan sonraki kokusunu duymuş. Çimenlerin ucundaki damlalar ayaklarını hafifçe ıslatmış. Sincap onu görünce sevinçle el sallamış. Kirpi de kenara ayırdığı yaprakları göstermiş. “Bunlardan birini senin için sakladık.” demiş. Tavşan geniş, yeşil bir yaprak seçmiş. Üzerine küçük bir kozalak koymuş. “Benim teknem yük taşıyacak!” diye seslenmiş.
Ne var ki kozalak ağır gelmiş. Yaprağın bir kenarı suya gömülmüş, kozalak da yuvarlanıp birikintiye düşmüş. Tavşanın kulakları yana eğilmiş. “Daha yola çıkmadan battı.” demiş. Kirpi, kıyıdaki kozalağı alıp yanına bırakmış. “Daha hafif bir yük deneyebiliriz.” diye önermiş. Birlikte minicik bir papatya yaprağı bulmuşlar. Bu kez tekne suyun üzerinde usulca durmuş.
Tavşan eğilip teknesine hafifçe üflemiş. Yaprak ilerlemiş ama biraz sonra sudaki ince bir dala takılmış. Sincap yanına çömelmiş. “Galiba yol kapandı.” demiş. Tavşan dalı incelemiş, sonra kıyıdan uzun bir çubuk almış. Takılan dalı yavaşça kenara çekmiş. Kirpi de teknenin döneceği yere küçük taşlardan bir iskele yapmış. Üçü birlikte üfleyince tekne yeniden yol almış.

Tam iskeleye yaklaşırken rüzgâr esmiş. Tekne kendi çevresinde dönüp sincabın teknesinin yanına gitmiş. Sincap kahkahayla gülmüş. “Seninki bizi ziyarete geldi!” demiş. Tavşan da gülmüş. Oyunlarına yeni bir kural eklemişler: Her tekne, taşıdığı çiçek yaprağını öteki iskeleye götürecekmiş. Bir süre sonra küçük birikintinin iki kıyısı arasında rengârenk yapraklar gidip gelmeye başlamış.
Eve döndüğünde tavşanın ayakları çamurlu, anlatacakları pek çokmuş. Annesine batan kozalağı, takılan tekneyi ve yaptıkları iskeleyi anlatmış. Sonra masadaki tabletine bakmış. “Oyunumdaki bahçeyi de merak ediyorum.” demiş. Annesi gülümsemiş. “Onun için de bir zaman ayırabiliriz.” diye karşılık vermiş. Birlikte hem tabletle oynayacağı hem de arkadaşlarıyla buluşacağı zamanları belirlemişler.
Ertesi gün tavşan tabletindeki yeni bahçeyi açmış. Kararlaştırdıkları süre dolunca küçük saat çalmış. Ekranda yine merak ettiği bir kapı varmış. Tavşan parmağını uzatmış, sonra bahçede yapacakları yeni iskeleyi hatırlamış. “Bu kapıya sonraki oyun zamanımda bakarım.” demiş. Oyununu kaydetmiş, tableti yerine koymuş. Kapıyı açtığında sincapla kirpi, ellerinde yeni yapraklarla onu bekliyormuş.

Gökten üç elma düşmüş: Biri oyunlarına ve arkadaşlarına zaman ayırmayı öğrenen küçük tavşana, biri onu neşeyle aralarına alan dostlarına, biri de birlikte oynamanın sevincini keşfeden bütün çocuklara.





