Geniş bir ormanın kıyısında, çiçeklerle çevrili küçük bir açıklık vardı. Bu açıklıkta geyik, tavşan ve sincap sık sık buluşur, birlikte oyunlar oynar, ormanda olup bitenleri konuşurlardı. Geyik, sakinliği ve neşesiyle tanınırdı. Fakat bazen öfkelendiğinde, düşünmeden konuştuğu da olurdu.
Bir sabah geyik, ormandaki pınarın yanına geldiğinde tavşanın kendisine haber vermeden arkadaşlarıyla oyun kurduğunu gördü. Geyik, önce şaşırdı. Sonra tavşanın daha önce kendisine verdiği sözü hatırladı. Tavşan, o gün birlikte çiçek toplamayı teklif etmişti. Ancak şimdi başka arkadaşlarıyla oynuyordu.
Geyiğin kaşları çatıldı. İçinde sıcak bir öfke yükselmeye başladı. Tavşan, onu fark edip yanına geldi ve “Geyik, seni bekliyordum. Sonra arkadaşlarım oyuna çağırdı. Birazdan seninle de çiçek toplamaya gidecektim.” dedi. Fakat geyik, tavşanın sözlerini dinlemek yerine öfkesine kulak verdi. “Beni beklemediğin için çok kızdım. Artık seninle bir daha konuşmayacağım!” diye karşılık verdi.
Tavşan şaşkınlıkla geyiğe baktı. “Ama ben seni kırmak istemedim. Biraz sakinleşince konuşabiliriz.” dedi. Geyik ise başını çevirip oradan uzaklaştı. İçindeki kızgınlık henüz dinmemişti. Attığı her adımda, söylediği sözün ağırlığı biraz daha büyüyordu.
Geyik, ormanın sessiz bir köşesine geldi. Bir ağacın gölgesinde oturup derin bir nefes aldı. Bir süre hiçbir şey düşünmeden çevresini izledi. Yaprakların hafifçe sallandığını, kuşların dallar arasında dolaştığını gördü. Öfkesi yavaş yavaş azalmaya başlayınca zihnindeki düşünceler de berraklaştı.
“Ben gerçekten tavşanla bir daha konuşmak istemiyor muyum?” diye düşündü. Sonra kendi kendine cevap verdi: “Hayır. Aslında onu seviyorum ve onunla arkadaşlığımı sürdürmek istiyorum. Sadece o anda çok kızdım.”
Geyik, öfkeliyken verdiği kararın aslında istediği bir karar olmadığını anladı. Birkaç dakika önce kendisine çok büyük görünen olay, şimdi o kadar da önemli görünmüyordu. Üstelik tavşan, onu üzmek istemediğini açıkça söylemişti.
Geyik, tavşanın yanına dönmeye karar verdi. Pınarın kenarında onu görünce biraz mahcup oldu. “Tavşan, senden özür dilemek istiyorum. Sana çok kızdım ve düşünmeden ‘Bir daha seninle konuşmayacağım.’ dedim. Şimdi sakinleşince bunun doğru bir karar olmadığını anladım.” dedi.

Tavşan gülümsedi. “Ben de seni üzmek istememiştim. Bir dahaki sefere birbirimizi daha dikkatli dinleyelim.” diye karşılık verdi. Geyik başını salladı. “Haklısın. Ben de öfkelendiğimde hemen karar vermek yerine önce sakinleşeceğim.”
O sırada ağacın dalında onları izleyen baykuş, konuşmaya katıldı. “Öfke, insana bazı şeyleri olduğundan daha büyük gösterebilir. Kızgınken söylenen bir söz, sakinleştiğimizde bize yabancı gelebilir. Bu yüzden önemli kararları öfkeliyken vermemek akıllıca bir davranıştır.” dedi.
Geyik, baykuşun sözlerini dikkatle dinledi. O günden sonra ne zaman öfkelense hemen konuşmak ya da karar vermek yerine biraz uzaklaşır, derin bir nefes alır ve sakinleşmek için kendine zaman tanırdı.
Çünkü artık şunu çok iyi biliyordu: Öfke geçebilir fakat öfkeyle söylenen sözlerin izi kalabilir. En doğru kararlar, duygular sakinleştiğinde verilir.





