Ali sebze yemeyi hiç sevmezdi ve bu durum evde sık sık küçük tartışmalara neden olurdu. Annesi her akşam özenle hazırladığı yemekleri masaya koyar, “Biraz olsun tadına bak.” derdi ama Ali hemen kaşığını kenara bırakırdı. “Ispanak çok yeşil, brokoli çok tuhaf, havuç da sert!” diye söylenirdi. Babası gülümseyerek “Her yiyeceğin bir faydası var oğlum.” dese de Ali onları dinlemek istemezdi. O gece yine sebzeleri yemeden kalktı ve biraz aç, biraz da inatçı bir şekilde yatağına gitti.
Gece derin bir uykuya dalan Ali, kendini bambaşka bir yerde buldu. Etrafı rengârenk bir ülkeydi; ağaçlar havuçtan, çiçekler biberden, yollar ise mısır taneleriyle kaplıydı. Gökyüzünden hafif bir sebze kokusu yayılıyor, her yer canlı ve neşeli görünüyordu. Tam o sırada kırmızı, parlak bir domates yanına yuvarlandı ve “Hoş geldin Ali, burası Sebze Ülkesi.” dedi. Ali şaşkınlıkla etrafına bakıp “Gerçekten konuşuyor musunuz?” diye sordu, domates ise “Evet, ama bizi yemeyen çocuklara biraz kırgınız.” diye cevap verdi.
Ali yürümeye devam ederken bir grup sebzenin fısıldaştığını duydu. Brokoli kollarını açarak “Ali geldi, ama bizi hiç yemiyor.” dedi. Havuç hafifçe eğilip “O yüzden gözleri de çabuk yoruluyor olabilir.” diye ekledi. Ispanak ise “Kasları güçsüz kalıyor, yazık.” dedi. Ali merakla “Siz gerçekten bunları yapabiliyor musunuz?” diye sorunca domates gülümseyerek “Her birimizin vücuduna faydası var, ama sen bize hiç fırsat vermiyorsun.” dedi.
Biraz daha yürüyen Ali, kendini giderek daha yorgun hissetmeye başladı. Dizleri ağırlaştı, adımları yavaşladı ve sonunda bir taşın üzerine oturdu. Küçük bir salatalık yanına gelip “Enerjin az çünkü bizi yemiyorsun.” dedi. Ali şaşkınlıkla “Ama ben aç değilim ki.” deyince havuç nazikçe “Asıl önemli olan doğru şeyleri yemek.” diye açıkladı. Sebzeler etrafını sarıp ona güçlerini anlattıkça Ali ilk kez onları dikkatle dinledi.
Domates cebinden küçük bir tabak çıkardı ve “Biraz denemek ister misin?” diye sordu. Ali önce tereddüt etti ama sonra “Belki de denemeliyim.” dedi. Bir lokma ıspanak, bir parça havuç ve biraz brokoli yedi. O anda vücuduna bir enerji yayıldığını hissetti, gözleri parladı ve ayağa kalktı. “Kendimi çok daha iyi hissediyorum!” diye sevinçle bağırdı, sebzeler de alkışlayarak “İşte bu!” dedi.
Tam o sırada gökyüzü yavaşça kararmaya başladı. Domates Ali’ye bakarak “Artık geri dönme zamanı.” dedi. Ali üzgün bir sesle “Sizi unutmayacağım, söz veriyorum.” dedi. Ispanak gülümseyerek “Biz hep buradayız, yeter ki bizi tabağında da görmek iste.” diye karşılık verdi. Ali gözlerini kapattı ve bir anda kendini tekrar yatağında buldu.
Sabah olduğunda Ali hızla mutfağa koştu. Annesi kahvaltıyı hazırlarken Ali heyecanla “Anne, bugün sebze yemek istiyorum!” dedi. Annesi şaşkınlıkla “Gerçekten mi?” diye sorunca Ali gülerek “Evet, çünkü onlar beni güçlü yapıyor.” dedi. O gün tabağındaki sebzeleri hiç itiraz etmeden yedi ve kendini gün boyunca daha enerjik hissetti.
O günden sonra Ali sebzelerle barıştı. Artık her öğünde onları yemeye çalışıyor, hatta yeni sebzeler denemekten keyif alıyordu.
Masalın öğretici mesajı şudur: Sağlıklı büyümek, güçlü olmak ve enerjik hissetmek için sebzeleri yemek gerekir, çünkü her biri vücudumuza farklı bir iyilik yapar ve bize güç verir.





