Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin arasında kurulmuş küçük bir köyde Elif adında meraklı bir kız yaşardı. Elif yağmuru çok severdi çünkü yağmurdan sonra gökyüzünde rengârenk gökkuşakları çıkardı. Bir gün büyük bir fırtına başladı ve köyün üstünü gri bulutlar kapladı. Yağmur saatlerce yağdıktan sonra gökyüzünde her zamankinden daha parlak bir gökkuşağı belirdi. Elif heyecanla, “Bu gökkuşağı diğerlerinden çok farklı görünüyor!” dedi.
Elif, gökkuşağının başladığı tepeye doğru koşmaya başladı. Tepeye vardığında gökkuşağının yerde parlayan dev bir kapıya dönüştüğünü gördü. Kapının üstünde altın harflerle “Cesur olanlar içeri girebilir.” yazıyordu. Elif biraz korktu ama merakı korkusundan daha büyüktü. Derin bir nefes aldı ve kapıdan içeri adım attı.
Kapının arkasında rengârenk ağaçların bulunduğu büyülü bir dünya vardı. Nehirler mavi yerine mor akıyor, kuşlar şarkı söyler gibi konuşuyordu. Küçük bir sincap Elif’in omzuna çıktı ve “Hoş geldin! Gökkuşağı Diyarı büyük bir tehlike altında.” dedi. Elif şaşkınlıkla, “Size yardım edebilirim!” diye cevap verdi. Sincap hızla kuyruğunu salladı ve onu Kristal Saray’a götürdü.
Sarayın içinde yaşlı bir bilge onları bekliyordu. Bilge, gökkuşağının renklerini koruyan sihirli taşların kaybolduğunu anlattı. Eğer taşlar bulunmazsa bütün diyar karanlığa gömülecekti. Bilge üzgün bir sesle, “Taşları yalnızca temiz kalpli biri bulabilir.” dedi. Elif cesaretle, “Deneyeceğim!” diyerek görevi kabul etti.
İlk taş Kırmızı Ateş Mağarası’ndaydı. Mağaranın içinde dev kayalar ve sıcak lavlar vardı. Elif korkmasına rağmen dikkatlice ilerledi ve kayanın altında parlayan kırmızı taşı buldu. Tam geri dönerken büyük bir gölge ortaya çıktı. Gölge öfkeyle, “Buradan çıkamazsın!” diye bağırdı ama Elif cesurca, “Korkmuyorum!” dedi.
Elif kırmızı taşı eline alınca mağara aydınlandı ve gölge bir anda yok oldu. Sonra sincap ona ikinci taşın Rüzgâr Ormanı’nda olduğunu söyledi. Ormandaki ağaçlar sürekli hareket ediyor, yollar bir anda kayboluyordu. Elif yönünü kaybetmeye başlayınca küçük mavi bir kuş ona yardım etti. Kuş, “Kalbini dinlersen doğru yolu bulursun.” dedi.
Elif gözlerini kapatıp sakinleşti ve sonunda büyük bir ağacın içinde saklanan mavi taşı buldu. Ancak son taş en zor yerdeydi. Altın Dağ’ın zirvesinde yaşayan dev bir ejderha taşı koruyordu. Elif uzun bir yolculuktan sonra dağın tepesine ulaştı. Ejderha kükreyerek, “Bu taşı neden istiyorsun?” diye sordu.
Elif korkmadan, “Arkadaşlarımı ve Gökkuşağı Diyarı’nı kurtarmak istiyorum.” dedi. Ejderha bir süre sessiz kaldı ve sonra gülümsedi. “Gerçek cesaret savaşmak değil, iyilik için mücadele etmektir.” dedi. Ardından altın renkli taşı Elif’e verdi. Elif teşekkür ederek taşları saraya götürdü.
Bilge üç taşı büyük kristalin içine yerleştirdiği anda gökyüzü ışıkla doldu. Solmuş renkler yeniden canlandı ve tüm diyar şarkılarla neşelendi. Sincap sevinçle, “Bizi kurtardın!” diye bağırdı. Elif mutlu olsa da ailesini özlemeye başlamıştı. Bilge ona gülümseyerek, “Gökkuşağı Kapısı seni her zaman buraya getirebilir.” dedi.
Elif yeniden sihirli kapıdan geçti ve kendini köyündeki tepede buldu. Yağmur durmuş, gökyüzü açılmıştı. Köydekiler onun kısa süre kaybolduğunu sanıyordu ama Elif büyük bir macera yaşadığını biliyordu. O günden sonra her yağmurdan sonra gökkuşağına dikkatle baktı. Çünkü bazen en büyük maceralar, gökyüzünde beliren renkli bir ışıkla başlardı.





